aşk

aşk

SENİ;
rüyalarımda değil, yanımda görmek istiyorum
İÇİMİ;
özlemlerinle değil, kucağında ısıtmak istiyorum
KANIMI;
hafif sıyrıklarla değil, uğrunda bardaktan boşalırcasına akıtmak istiyorum
KENDİMİ;
düşüncelerle değil,seninle avutmak istiyorum
HERŞEYİMİ;
kendim için değil senin için feda etmek istiyorum
YANLIZLIĞIMI;
görmek istemiyorum,ömrümü seninle geçirmek istiyorum
YANLIZLIĞIM, İÇİM, KANIM, HERŞEYİM SENİ ÇOOOK SEVİYORUM!!!!!!

bir gül

bir gül

Odamın penceresi bir bahçeye bakar,
Bahçe çırılçıplak,kurumuş ağaçlar,
Bir kız bilirim.hep aynı günde
Aynı saatte,aydınlık iplere,
Çamaşır asar…

Odamın penceresi bir bahçeye bakar,
Bahçe bütün bahçeler gibi ıssız,
Tarumar olmuş,çiçekler perişan,
Sadece bir gül var,
Kızın gözlerinde,
Şimşek şimşek açan…

HALİM YAĞCIOĞLU
(1919)

Ölüm Üstüne

Madem ki ölümün önüne geçilemez, ne zaman gelirse gelsin. Sokrates’e; “Otuz zalimler seni ölüme mahkum ettiler,” denildiği zaman: “Tabiat da onları!” demiş.

Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!

Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacaktır. Öyle ise, yüz sene daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz sene evvel yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır. Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik, bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.

Başımıza bir defa gelen şey, büyük bir dert sayılmaz. Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm, uzun ömürle kısa ömür arasındaki farkı kaldırır, çünkü yaşamıyanlar için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşıyan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın saat beşinde ölen ihtiyar sayılır. Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimizi gülünç etmez? Ama edebiyetin yanında, dağların, şehirlerin, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür.

Tabiat bunu böyle istiyor. Bize diyor ki: “Bu dünyaya nasıl geldiyseniz, öylece çıkıp gidin. Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı ve korkuyu, hayattan ölüme geçerken de duymayın. Ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının, şartlarının biridir. (İnsanlar birbirini yaşatarak yaşarlar ve hayat meşalesini, koşucular gibi, birbirlerine devrederler – Lucretius).

Yaşadığınız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır. Ömrünüzün her günkü işi, ölüm binasını kurmaktır. Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz, çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz. Yahut şöyle diyelim isterseniz; hayattan sonra ölümdesiniz, ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can yakıcıdır.

Hayattan edeceğiniz kârı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin.

“Niçin hayat sofrasından, karnı doymuş bir davetli gibi kalkıp gidemiyorsun? Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak, yine boşuna geçip gidecek daha başka günler katmak istiyorsun? Lucretius.”

Hayat kendiliğinden ne iyi ne fenadır, ona iyiliği ve fenalığı katan sizsiniz.

Bir gün yaşadıysanız her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz, başka bir gece yoktur. Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir.

Montaigne

beyaz gülüm

beyaz gülüm

Öyle çaresiz bakma yüzüme,
Belki bakışlarını okuyamam.
Bana sen anlat,
Bana sevgini anlat,
Seni seviyorum demek zorsa,
Tut ellerimden,
Heyecanındanda sakın korkma.

İşte o an….!

Herşeyi unut bana sıkıca sarıl,
Kulağıma seni seviyorum de..
Bunların hepsi zorsa,
Bir beyaz gül yolla,
Ben genede anlarım.
Beni sevdiğini Gülüm………..

Biz bize olabilsek

AŞKLA DOLU BİR YÜREK
Seni sevdim seveli
Ben aşkınla bir deli
Oldum ay yüzü benli
Göz yaşım akar selli
Gözüm seni görür tek
Sen ruhumda bir hep yek
Biz bize olabilsek
Sarsam doymam ömürcek
Ah güzelim gel bana
Can katsın canın cana
Dünya bir yana bana
Bir sen gerek bu cana
Hadi di seviver
Saç bağını çözüver
Dudağa buse veriver
Cana aşkı deriver.

benide götür

benide götür

Çileyi koklayıp gül niyetine
Zindana girersen beni de çağır
Sabrı, kanaati bal niyetine
Ekmeğe dürersen beni de çağır.

Bazen iki dünya sığar içime
Bazen iki güneş doğar içime
Bazen gam yağmuru yağar içime
Sen beni ararsan beni de çağır.

Dostların var ise divanelerden
Gözyaşın aktıysa minarelerden
Binlerce senelik viranelerden
Birşeyler sorarsan beni de çağır.

Ezelin ezelden öncesi vardı
Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı
Zaman yumağına bizi kim sardı
Aklını yorarsan beni de çağır.

Dışarda göz yanar, içerde yürek
Taahhüt ehline tahammül gerek
Mazlum yarasına merhem diyerek
Gözyaşı sürersen beni de çağır.

19 Mayıs

19 Mayıs

Bugün 19 Mayıs
Gençlik bayramı var
Bugün samsun ufkundan
Yeni bir güneş doğar

Karanlığa gömülmüş
Vatana nur oldu o
Yas bağlayan ruhlara
Yüreklere doldu o

O bir yaman volkandı
Baş buğdu kahramandı
Bu günü kuran odur
Yurdu kurtaran odur

Bugün 19 Mayıs
Gençlik bayramı var
Bugün samsun ufkundan
Yeni bir güneş doğar

Ölüme Yolculuk

Ölüme Yolculuk

Yolcuyum artık bu dünyadan
Yolcuyum topladım bavulumu
Bavullar dolusu keder.
Söyle be biletçi,bu tren nereye gider.
Yalnız ölüme olsun yolculuk
Durma be biletçi kes bir bilet.
Uzak kalmışım sıladan,yardan,anadan.babadan
Anarlar şimdi beni uzaktan
Bense şimdi istasyon da
Ölüme giden yolda
Yalnız,garip ve kederli
Bekliyorum ölüm saatim

Cemal Şimşek

Şehit Asker

Şehit Asker

DUMLUPINAR’DA ŞEHÎT ASKER’ÎN MEZARI BAŞINDA

Bu kabarmış toprağa yüzünü sür, kucakla,
Elbette bağı vardır “olmuş”un “olacak”la.

Dudağa değer gibi şimdi alnı her erin,
Bu havada ruhları dolaşır şehitlerin.

Biz, bu kutsî havanın içinde var olmuşuz,
Biz, bununla yoğrulmuş, biz bununla dolmuşuz.

Sâdece döğünmedik “Vatan! İstiklâl!” diye,
Sakarya boylarından çıktık Kocatepe’ye;

Bu yol ki hürriyetin, kurtuluşun yoludur,
Zincirsiz yaşamanın tek çıkar yolu budur.

Bir daha nikaylıydık sevgili hürriyete;
Kahramanlık Tanrı’dan vergidir bu millete…

Bir damla asîl kanda bir mucize saklıdır,
Bu topraklar Türklüğe inanmakta haklıdır.

Akdeniz’e tank gibi koştu bütün kağnılar,
Ey sevgili istiklâl, ey güzel Dumlupınar!

Elbet yiğit olanlar lâyık böyle toprağa;
Selâm şanlı orduya, selâm şanlı bayrağa,

Selâm ey Başkumandan, Mustafa Kemal selâm;
Emânetin yaşıyor, güven, imânımız tam:

Omuzlarımız hisar, başlarımız burç yurda,
Can vermeğe and içtik hepimiz tek uğurda!..

Bir târihten gelinir, bir târihe gidilir;
Yaşamak istiyenler savaşmasını bilir.

Zamanın kahramanlar gelebilir hakkından,
Bize sesler geliyor uzaklardan, yakından.

Duyuldu mu bir kere “-Haydin silâh başına!”
Yeniden girişiriz istiklâl savaşına…

Ödü varsa düşmanın, meydan açık, hazırız:
Bu toprakta biz doğduk, biz yaşadık, biz varız!

Kından sıyrılmış kılıç, top ağzında mermiyiz,
Dumlu çocuklarıyız, hiç yoldan döner miyiz?!

Söz verip baş koymuşuz: İstiklâl bize haktır,
Buna göz diken düşman çıksın, kahrolacaktır!..

Osman ATİLLÂ

BEKLİYECEGİM ANNE

BEKLİYECEGİM ANNE

Beklıyecegım anne
Kucuklugumde oldugu gıbı
Senın cenazen de
Ne oluyor baba dıye sordugumda
Yok yok bır sey kızım demıstı
Cenaze bıttı eve geldık
Odalara baktım sen sen yoktun anne
Bır daha gelmıyecektın
Babama soyledım sana pasta yaptık
Senı cok bekledık anne
Pasta bıttı sen gelmedım uykum geldı uyudum
Sen gelmedın
Gelmeyecektın anne
Ben bunu bılıyordum gelmıyecegını
Bu gece gene beklıyecegım anne
Geldıgıde sen opecegım koklıyacagım
Gece aglayacagım anne dıye haykıracagım