SiirHayat.com

Arsiv ‘İstanbul Şiirleri’


Gözlerim İstanbul’dur Benim

24 Mart 2008 Yazan* admin | Kategori* İstanbul Şiirleri

Gözlerim İstanbul’dur Benim

İstanbul’un gözleriyim ben

Hırçın ruhumun ötesinde ağlıyor İstanbul

Bir vapur kalkıyor Eminönü’nden

Balık ekmek kokuyor tekneler

Uçsuz bucaksız gökyüzü,martılar

Ve huzur veren mavi

Çocuksu bir mutluluk,büyümüşlüğün telaşıyla

İçilen sıcak bir çay

Üsküdar iskelesinde

Nazlı bir gelin edasıyla

Karşımda duruyor Kızkulesi

Arkamda hasret rüzgarları esen Haydarpaşa

Toprağın buram buram tarih kokuyor

Dikilitaş’tan Ayasofya’ya

Gözlerimi yumdum

Süleymaniye’de yem atıyorum kuşlara

Gözlerimi açtım

Eyüp Sultan’da ellerim duada

Ortaköy’de alıyorum her zaman en derin nefesimi

İçime çekiyorum tüm aşklarımı

İstanbul benim gözlerim

Bazen isyankar Beyoğlu bazense masum Maçka

Aksaray’dan bir dolmuş yol alıyor bilinmeyen aşklara

Laleli’de yitirilen duygularla

Eline ver diyorum yalnızlığıma

Elini ver diyorum köprü altındaki çocuklara

Çamlıca’daki özgürlüğümle

Sokakların ışıl ışıl aydınlanıyor

Varoşlarında ısınıyorum

Tarlabaşı’nda küskünlüğüm bırak bende saklı kalsın

Geceleri gezen bozacılarını özlüyorum

Senden ayrı düşmek ne acı

Bir ananın yavrusunu özlemesi gibi

Kokunu özlüyorum

Umut

Ekmek

Yürek

Azim

Ruhum İstanbul

Sema Figen Akdoğan

Kırmızı Takunya/Gündüz Yayınevi

FETİH ZAMANI

24 Mart 2008 Yazan* admin | Kategori* İstanbul Şiirleri

FETİH ZAMANI

Havanın mavisinde, denizin yeşilinde
Bir türkü, Ortaasya’dan beri duymuşuz.
Anamızın sütünden bayraklara kadar
Yüce fetihle büyümüşüz.

Yakmış gecemizi yıldızlar
Burçlardan yana uyanmışız.
Bir yazı gibi tepeler alnında
Yazılmışız, silinmişiz.

Nur ile kuvvet ile aşk ile
Kaderin büyüsünü bozmuşuz.
Görmüşüz suretini güzelliğin
Koca feleklere görünmüşüz.

Cihanın yarısı gök;
Önünde şehit şehit durmuşuz,
Cihanın yarısı İstanbul
Almışız.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

FETİH MARŞI

24 Mart 2008 Yazan* admin | Kategori* İstanbul Şiirleri

FETİH MARŞI

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek…
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek…

Yürü: “Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden…
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

Elde sensin, dilde sen… Gönüldesin, baştasın:
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Bu kitaplar Fatih’tir, selim’dir, Süleyman’dır;
Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!

Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan;
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan…

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın…
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın…

Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Arif Nihat ASYA