SiirHayat.com
Gözlerim İstanbul’dur Benim
İstanbul’un gözleriyim ben
Hırçın ruhumun ötesinde ağlıyor İstanbul
Bir vapur kalkıyor Eminönü’nden
Balık ekmek kokuyor tekneler
Uçsuz bucaksız gökyüzü,martılar
Ve huzur veren mavi
Çocuksu bir mutluluk,büyümüşlüğün telaşıyla
İçilen sıcak bir çay
Üsküdar iskelesinde
Nazlı bir gelin edasıyla
Karşımda duruyor Kızkulesi
Arkamda hasret rüzgarları esen Haydarpaşa
Toprağın buram buram tarih kokuyor
Dikilitaş’tan Ayasofya’ya
Gözlerimi yumdum
Süleymaniye’de yem atıyorum kuşlara
Gözlerimi açtım
Eyüp Sultan’da ellerim duada
Ortaköy’de alıyorum her zaman en derin nefesimi
İçime çekiyorum tüm aşklarımı
İstanbul benim gözlerim
Bazen isyankar Beyoğlu bazense masum Maçka
Aksaray’dan bir dolmuş yol alıyor bilinmeyen aşklara
Laleli’de yitirilen duygularla
Eline ver diyorum yalnızlığıma
Elini ver diyorum köprü altındaki çocuklara
Çamlıca’daki özgürlüğümle
Sokakların ışıl ışıl aydınlanıyor
Varoşlarında ısınıyorum
Tarlabaşı’nda küskünlüğüm bırak bende saklı kalsın
Geceleri gezen bozacılarını özlüyorum
Senden ayrı düşmek ne acı
Bir ananın yavrusunu özlemesi gibi
Kokunu özlüyorum
Umut
Ekmek
Yürek
Azim
Ruhum İstanbul
Sema Figen Akdoğan
Kırmızı Takunya/Gündüz Yayınevi
FETİH ZAMANI
Havanın mavisinde, denizin yeşilinde
Bir türkü, Ortaasya’dan beri duymuşuz.
Anamızın sütünden bayraklara kadar
Yüce fetihle büyümüşüz.
Yakmış gecemizi yıldızlar
Burçlardan yana uyanmışız.
Bir yazı gibi tepeler alnında
Yazılmışız, silinmişiz.
Nur ile kuvvet ile aşk ile
Kaderin büyüsünü bozmuşuz.
Görmüşüz suretini güzelliğin
Koca feleklere görünmüşüz.
Cihanın yarısı gök;
Önünde şehit şehit durmuşuz,
Cihanın yarısı İstanbul
Almışız.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
FETİH MARŞI
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek…
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek…
Yürü: “Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden…
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…
Elde sensin, dilde sen… Gönüldesin, baştasın:
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Bu kitaplar Fatih’tir, selim’dir, Süleyman’dır;
Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!
Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan;
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan…
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın…
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın…
Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Arif Nihat ASYA