SiirHayat.com
Yandığım doğrudur metanet denizlerinden…Her gün bir gülün derdindeyim…ne gören oldu ne de anlayan…bu yüzden kaçışlarım vardır kalabalık vadilerden kuytu aşiyanlara…bazen bir kuş kanadında , müşfik bir seslenişin ortasında …bazen de gülzarında bir rüyaya çıkıyor kapılarım…bütün bunlardan ne nur yüzlü kızlar ne de gül kokulu azizler bihaberdi…
Ne kadar Yusuf’uz ve ne kadar Yusuf’sunuz ! … Saf bir çocuğun kalbinden çıktım bu gece ben…çıkarken künefeciden… mesajında bütün güzellikleri buldum ben…kendimde miyim desem , değildim zaten…ayazların , parmak uçlarının ve en çok da bir gülün derdindeydim…
Yandığım doğrudur zindanlarında…olgunlaştığım da…aşk ile yanıp yakılan bütün insanları dinliyorum…herkes ağlayanım oluyor halime , ama merhem de olmuyor kimse…kokusunda kaldığım bir gülün uçurtma kanatlarındayım…kimseyi yaklaştırmıyor tahtına sevgilim… sevdiğim ne güzel… zindanım ne güzel…ne güzel rüyalarım…ne güzel…
Ne kadar Yusuf’uz kaçışlarımızla….düşündüm… ağladım bugün üç çeyrek güzelliğine…herkes güzel de bir ben miyim çirkin diye… bütün seslerin haykırışında isyanlar vardı ve sus dediler artık sus! Rüyalarımızı verdik ne güzel insansın diye…gelen geldi vereceğini verdi… sen de ver güzelliğini de…Nasıl olur dedim nasıl ?…olur olur dedi…peki tekrarından nasıl olur dedim…açarız önünü dedi…demek huzur ile kalktığım bu yüzden…ne güzel rüyalarında olmak…ne güzel…
Yandığım doğrudur hasretinden… arzu halimle gaflet ve delalete düştüm mü ben ?…zina ehli mi oldum ?… konuştum mu sustum mu ben ? söyle gül kokulu yar söyle ! ağlatıp da soldurdum mu ben?
Ağlayıp da solan bir benim… zindanlarında mutlu olan da ben ? ama yandığım doğrudur hasretinden…gafletlerden de kaçtığım doğrudur…
Ne kadar Yusuf’uz içimizdeki sese , soluduğumuz kafese…ne kadar rüyayız ilahi nefeslere…ne kadar gerçeğiz nefislerle…sahi biz ne kadarız ?… belki öğretilerimiz kadarız sokak uçlarında , belki üşüdüğümüz kadarız , aşk iklimlerinin köşe başlarında…zindanlara girebilecek kadar yumuşak huyluyuz belki…hatırda kalacak kadar yorumlardayız…ne kadar Yusuf’uz içimizdeki sese…sahi ne kadar Yusuf’uz
Yandığım doğrudur krizantem düşlerinde…aforizmalarda kaldığım doğrudur…yağmur hıçkırığıyla çoğaltıyorum gündüzümün en kuytu yerlerini…aşk ızdırabıyla aşıyorum rüyalardan kalanları…sabır diyorum her şeyden evvel sabır…sabır ey güzel sabır ? ne de güzelsin sen ulvi iklimlerde…ey güzel sabır !…
İlk ve son nefes kadar aralardasın…aşinalığım da sana , sabrım da…kararsız noktalarda kaldığım aşk ile yandığım kutsalın kıyılarındasın…lavların akarken ayak uçlarımdan denize kavuştuğum noktadasın…soğuk dalgalar kadar yakıcı lavlar korkusundan taşıp da coşan , ne çok öte aralardasın…elini açtın dua ile… her günüm Yusuf-33 diye…bekle beni bekle ! ateşinden korktuğum rabbimin sabrındasın…
Sufi’nin bir günü gibi yaşamamışsam bir ömrü , terk edilmiş cennetlerden ve ana rahmine düştüğüm günden beri elvedalarına ağlamamışsam , bir günü bir gül niyetine sevmemişsem , sesimde kalan sesini zina diye vermemişsem ve eğer ki zindanlarına mahkumum dememişsem , bir ömür bir gün olsa ne yazar…
Yandığım doğrudur ne kadar Yusuf’uz deyişimizden…bir güne niyet verdim Nurundan gülümsün diye…nurundan güller veresin…uçurtmanın ipinden tutulasın kuyruğundan ben jilet diye…reyhan reyhan kokulu öğretilerde kemaleti öğreten olasın… sen de zindanlarımda benim gibi Yusuf Yusuf kalasın…
Mehmet KelebeK
Bor-kent, Termal-kent, Toki konutları derken, ilçemizdeki inşaat sektörün-den psikolojik olarak etkilenince, sektörde yerimi nasıl alacağımı düşünmeye baş-ladım. Termalkent için geç kalmış, Toki için finans yaratmanın dışında daha önemlisi, yapılan binaların biçimini, kat sayısını ve gelecekte sorun olacağı muhte-mel olan ilçemiz insanının “apartman kültürü” konusundaki olasılıkları beğenme-miş biri olarak ne yapacağımı düşünürken aklıma bizim “Kerpiç” evi onarmak geldi.
Aslında uğraşılacak yanı yoktu. Kerpiç halk arasında inşaatın hep aşağıla-nan, horlanan malzemesi idi çünkü. Kime sorsam; “yenisini yap daha ekonomik olur” diye mühendisvari görüş bildirdiler.
Kafam karışsa da inşaat deneyimime buradan başlamak zorunluluğu vardı. Ben de öyle yaptım. Yaptım yapmasına da bu “kerpiç” denen malzeme ne menem bir şeydi diye de araştırmaya giriştim ve şaşa kaldım !
Sen misin araştıran.
Etraftan etkilenerek benimde horladığım, aşağıladığım, kıymetini bilmedi-ğim kerpiç meğer şu an sadece bizde değil, tüm dünyada mercek altına alınmış ve bilimsel olarak incelenmekte olan bir malzeme imiş.
Kullanım tarihi oldukça eski olan bu malzemenin kullanıldığını ilk yerleşim uygarlıklarında görmek mümkünmüş. Mesela tarihi 9 bin yıl öncesine dayanan Konya yakınlarındaki Çatalhöyük’teki yapılar kerpiçtenmiş. Yunan mimarisinde de kerpiç yapıların hatırı sayılır bir yeri varmış. Geçmişten günümüze ulaşabilen kerpiç binalara en güzel örnek ise Van Kalesi imiş.
Kıymetini her ne kadar bilmesek de, uzmanlar ve Üniversitelerin İnşaat Fa-külteleri onu tekrar gündeme taşımak için uğraş veriyor. Depreme karşı betonarme yapılara göre iki kat daha dayanıklı olduğu yetkili ağızlarca deklere edilen Kerpiç, kullanışlı ve ucuz olmasının yanı sıra sağladığı enerji tasarrufu da cabası.
Dünya nüfusunun % 33’ü kerpiç yapılarda yaşıyormuş. Amerika’da özellikle zengin insanlar bu tür yapıları tercih etmişler. Rahatına ve konforuna düşkün var-lıklı kişiler, sağlıklarını düşünerek kerpiç yapılarda yaşıyormuş. Hatta bu malzeme ile dört kata kadar yüksek yapılar yapmak mümkünmüş. Arizona Eyaletinin nere deyse tamamı bu kerpiç yapılardan oluşuyormuş. Avrupa ülkelerinde de revaçta olan bu malzeme ile Yemen’de altı katlı binalar
bile yapmışlar.
Ülkemizde kerpiç ile ilgili çalışmalar İTÜ de 1970 yılında başlamış. Hatta bu Üniversitemiz kerpicin, çağımızın en iyi yapı malzemesi olduğunu söylemiş. Bu konudaki araştırmalar sürerken bir Profesörümüz, 100 kg. toprak, 22 litre su, 2 kg. kireç ve 10 kg. alçıyı karıştırmak suretiyle “Alker” adı verilen yeni bir kerpiç çeşidi üretmiş.
Karışım 3 dakika gibi kısa bir sürede mikserde karıştırılıp, kalıba oturtuluyor ve 20 dakika sonra inşaatta kullanılabilir duruma geliyormuş. Bilimsel araştırma yapanlar “bir taraftan çamur kalıba dökülürken bir taraftan da çabucak kuruyan Alker’le duvar oluşturulabiliyor. Zaman ve enerji kaybı en düşük düzeyde. İki kişinin yapacağı işi bir kişi yapabiliyor.” Şeklinde görüş açıklıyorlar. Geleneksel, bizim bildiğimiz kerpiç içine atılan yüzde 10 oranındaki alçı, bu yeni yapı malzeme-sinin suya karşı olan dayanıklılığını artırıyormuş.
İTÜ Türkiye’nin kerpiç mirasını korumak, enerji kaynaklarını tasarruflu tüket-mek, sağlıklı iç mekanın yapılabilir ve sürdürülebilir olmasına katkıda bulunmak ve yöresel malzeme ve insan gücünü değerlendirmek amacıyla tam 35 senedir çalış-malar yapıyormuş. Bu malzeme ile üretilen ev örneklerini de uluslararası platformlara taşıyormuş.
Özellikle 17 ağustos depreminde iyi yapılmış kerpiç mekanların ayakta kal-dığını tespit eden akademisyenler, “Kerpiç depreme karşı son derece dayanıklı bir malzemedir. Büyük depremleri çok rahat kaldırır. Bu, kerpicin yapısından kay-naklanıyor. Basınca tuğla ve betondan iki kat fazla mukavemet gösteriyor” diyorlar. İzolasyon kapasitesi yüksek olan bu malzeme, yapı dışındaki istenmeyen sıcaktan ve soğuktan mekanı koruyor.
Fiziksel ve kimyasal eskimeden korunmuş olan duvarda mikro organizmalar birikmiyor ve küf meydana gelmiyor. İlkel bir malzeme olarak gördüğümüz kerpiç meğerse neymiş. Maliyeti az, üretim tesisi kullanılmasını gerektirmeyen tek malzeme olan kerpiç, kendi evini yapmak isteyenlere öz olanaklarını ve ev sahibi olma imkanı veriyor ve geleceğin gözde malzemesi olarak görülüyor.
Ben başıma gelen ve hiç bilmediğim bir konuda bunları öğrendim ve sizlerle paylaşmak istedim. Bu hafta böyle. Hem deprem bölgesi olan, hem yarıdan fazlası kerpiç ev olan Emet’te, çelik konstiriksüyon binaları ya da plazaları mı anlatsaydım ?
Siz ister konu bulamadı deyin, ister züğürt tesellisi deyin, ister “ev yaparsan tuğladan, kız alırsan Muğla’dan” deyin.. Ne derseniz deyin ama, mutlaka,
Sağlıklı mekanlarda kalın
İbrahim Hügül
Bugün sevgililer günü. Oysa sevgi bir güne sığdırılamayacak kadar
büyük . Sadece bir gün onu sembolleştiriyor. Belki de sembol imzası
oluyor. Sevgiyi içinde hissedip yaşayamayan çok kişi var. Sevgiyi
erteleyen, hayatı erteleyen ve bir gün baktığında yakalamakta geç kaldığını
görenler var. Sevgi içinde doğup sevgiyi hiç yaşamadan gidenler var.
Yüreğimizden sevginin eksik olmamasını diliyor herkesin sevgi gününü
kutluyorum.
Hangi birimiz kendimizi tam olarak tanıyor, duygularımızı tam anlamı
ile ifade edebiliyoruz ki? Kendimize yaklaşabiliyor muyuz gerçek
anlamda? Hayır. Kendimizden korkuyoruz. Duygularımızın bizi inciteceğinden,
isteklerimizin gerçekleşemeyeceğinden, inanmaktan, hayallerimizin bizi
terk etmesinden, belirsizlikten korkuyoruz. Korkmamayı denemiyoruz.
Oysa amaçlarımıza korkarak ulaşamayız. Korkularımızın amaçlarımızı
engellemesine izin vermemek gerektiğine inanıyorum ama sorumlulukların
korkusu ağır basıyor..
Yaşamak; yalnız nefes alıp vermek değil . Hissetmek, duymak,
düşünmek, düşüncelerimizi aktarabilmek, sevmek, sevilmek, kazanmak, kaybetmek, acı çekmek, üzülmek, geçmişle yüzleşebilmek, şarkı söyleyebilmek,
gülebilmektir gerektiğinde acılara….
Bomboş denizler ülkesi,
Bomboş mavilikler diyarı,
Sessizliğin dünyası,
Yalnızlık.
Bazen rakı dosttur insana,
Bazen insan dosttur insana,
Sıcacık kitap dosttur, yalnızlık dosttur,
İşte;
Dostum yalnızlıktır benim,
Çünkü daha çok beraberim.
İçimizde bir yerlerde paylaşamadığımız bir şeyler vardır. İşte orada
hep yalnızız.
Yalnızlığı yaşamak ile yalnız kalmak karıştırılıyor sanki. Bizi
korkutan yalnızlığı yaşamak mı yoksa yalnız kalmak mı? Aranıp sorulmamak,
kimsenin aklına gelmemek, yanınızda olan insanların bile fark etmediği
biri olmak bizi korkutan asıl sebep bu işte. Yanınızdakinin ne düşünde
ne de düşüncesinde olmamak, hatta sizin düşünce ve düşlerinizde de
yanınızdakinin olmadığını fark etmek ürküten gerçek ve işte yalnızlık.
Hiçbir şeye yakın değilsin
Ne de hiçbir şeyden uzak
Yakın sandığınla aranda
Sonsuz tane nokta
Uzak sandığınla aranda
Bir gülümseme mesafesi var.
Bir yazı içinde okuduğum bu dizeler çok doğru geldi bana. Uzak iken
bile yalnız olmadığını hissedebilmek ne güzel mutluluk. Bunu hissedebildiğin zaman yalnızlığı yaşamak güzel işte. Kendimizi zayıf ve güçsüz
hissettiğimizde kaçarız yalnızlıktan. Korkarız. Oysa güçlü ve güvenli
hissettiğimizde kucaklarız belki de yalnızlığı. Bir denge tahtası. Bir
ucunda yalnızlık isteği diğer ucunda yalnızlık korkusu. Bir taraftan
korkuyoruz bir taraftan içten içe özlüyoruz. Belki de içimizde besliyor
büyütüyoruz yalnızlığı.
Yalnızım! Bir saniye bile ara vermeyen
Otobüs gürültüsü arasında,
Yalnızım; Büyük ev ve apartmanlar arasında
Bir başıma,
Yalnızım;Yüzlerce insanın içinde
Tek başıma,
Sevmiyorum yalnız olmayı,
Çünkü;
Düşünmek istemediklerimi düşündürüyor bana.
Evet! işte bütün bu düşünceler içinde;
Yalnızlığımı yaşarken beni düşünen biri olduğunu hissettirerek yalnız
olmadığımı kabullenmemi sağladığın için;
Uzakta iken gülümseme mesafesi kadar yakın olabildiğin için;
sana teşekkür ediyorum
Aşk ile ilgili birkaç satır eklemek istiyorum. Bunları hissettiniz mi
bilmiyorum ama insanın içini sıcacık yapıyor. Çünkü bence aşk, İnsanı
gençleştiren, enerji veren, hayata pozitif bakmasını sağlayan, sevginin
temelini oluşturduğu tanımlanamayan duygudur. Sesini duyarsınız ya da
ismi geçer bir konuşma da yüreğinizin atış ritmi değişir. Göz göze
geldiğinizde ne yapacağınızı şaşırırsınız Düşünürsünüz, yüreğinize nasıl
ve ne zaman girmiş. Girmiş işte fark etmemişsiniz. Bazen öyle bir girer
ki ne yapsanız çıkaramazsınız. Sizin bir parçanız olmuştur. Yatarken ,
yemek yerken, kitap okurken, film izlerken birden, hesapsızca geliverir
aklınıza. Dudaklarınızda bir tebessüm oluşur, fark edersiniz. Ve birden
özlediğinizi hissedersiniz. Ya çok uzaksa. Ya da elinizi uzatsanız
tutacaksınız ama ulaşamayacağınız kadar uzaksa ne hissedersiniz ? İçinizde
bir boşluk, yüreğinizde bir fırtına, dudaklarınızda isyan.
Aşk öyle karmaşık bir duygudur işte..Nedeni, nasılı, niçini yoktur.
Birden olur her şey hesapsızca. Kendinizi onu düşünürken
buluverirsiniz. Dinlediğiniz şarkıda, okuduğunuz kitapta, baktığınız yüzde o vardır.
Herkes de ondan bir şey görürsünüz. . Onu gördüğünüzde vücudunuzda
alışık olmadığınız değişimler yaşar, hissedersiniz. Kalbiniz yerinden
fırlayacakmış gibi çarpar. Tüm benliğinizi tatlı bir ürperti sarar. Nefes
alışınız hızlanır, elleriniz titrer, sözleriniz boğazınızda düğümlenir.
Hep onu görmek, onunla olmak istersiniz. Onunla olduğunuzda zaman nasıl
geçer fark etmezsiniz. Saat sanki maratona çıkmıştır.
Seni düşünürken yıldızlar daha parlak
Renkler daha canlı
Yaşamak daha anlamlı
Sensiz kalmak nefessiz kalmak gibi
Zehra Akçakaya