SiirHayat.com
Bu şehir de yaşayan hikayeler vardır. Elbet vardır onlarında bir sonu. Ama her gün o kadar çok hikaye doğar ki,gidenler fark edilmez bile. Sadece yasayanların değildir bu hikayeler. Bir ağacın,bir evin,bir otobüs durağının ve hatta yerdeki sigara izmaritlerinin bile vardır bir hikayesi. Mesela şuradakine bakın. Evet surda kaldırımın hemen kenarındaki izmarite bakın. Nasılda ezilmiş. Belli ki biraz evvel öfkeli parmaklar arasından fırlatılmış. Hırsla ezmiş sahibinin ayakları onu. Kim bilir kime kızgındı böyle. Belki en yakın arkadaşından yediği bir kazıktı belki de kızının bir sevgilisi olduğunu öğrenmesiydi öfkesini bu bir tek sigaradan çıkarmasına sebep olan.
Ya şuradaki hemen yolun karsısındakine ne dersiniz. Neredeyse izmarit bile kalmamış geriye. Tüketmiş onu içen. Heyecanla bir şeylerin olmasını beklerken. Canını alırcasına içmiş en yakın arkadaşını ve en büyük düşmanını. Sorsak o izmarite neler neler anlatır bize. Onu içenin yüreğindeki fırtınaları ondan daha iyi kim bilebilir ki….Ama gerek yok belki de sormaya .Bir düşünsek biz de hayatımda bunun gibi kaç tane içmişizdir ve hepsini kendilerine ait hikayeleriyle öylesine yere,geride bırakıp gitmişizdir. O orada hikayesini tamamlarken biz bizimkine devam etmişizdir.
Hah bakın bir tanede şurada var. Hemen şu ağacın altında. Öylece duruyor,hiç içilmemiş gibi. Biraz yıpranmış görünüyor ,sanki birkaç nefeste olsa çekilmiş. İçen her kimse onu , belli ki kavuşmuş beklediğine. Atmış elindekini koşmuş sevgilisine,annesine belki de yıllardır görmediği evladına. Yılların acısını çıkarırcasına çektiği birkaç nefesle heyecanına,umuduna,coşkusuna ortak etmiş onu .Beklediği görseydi, yerde öylece duran izmariti bu kadar bekletir miydi acaba onu?O birkaç nefesteki umudu ve umutsuzluğu hissetseydi kıyabilir miydi acaba bekleyenine?
Hikayeler öyle çoktur ki bu şehirde. Bakmasını bilirseniz her yerdedirler. Elle tutacak kadar yakındır size ve bir o kadar da uzak. Hepsinde sizden de bir parça gizlidir. Nasıl olurda bu hikayeler hem birbirlerine bu kadar benzer hem de birbirlerinden bu kadar farklı olurlar diye sormayın bana. Cevap orada,bakın çevrenize. Herkesin hikayesi ne kadar iç içe görüyor musunuz?Yollar bir noktada ayrılmış ve hep bir noktada birleşmiş. Hepsinin içinde birbirinden bir esinti var sanki…Ama herkese farklı acılar,farklı sevinçler yaşatmış bu hikayeler. Herkes bir yerlere izlerini bırakmış hikayelerinin. Kimisi bir ağaca nakış gibi işlemiş,kimisi bir durakta bırakmış,kimisi de izmaritlere yazmış hikayesini. Okunsun diye değil sadece yaşandıkları için. Bir anı gibi,bir imza gibi…
Bu şehir neresi mi?Herhangi bir ülkedeki herhangi bir şehir. Ne fark eder ki? Sizin yaşadığınız yer. Nefes aldığınız,karnınızı doyurduğunuz ve hikayelerinizi geride bırakarak, öleceğiniz yer.
Convaly
Senin için bütün zaferlerim ki en büyük zaferim, tırnakları sökülmüş bir aslanınki kadar büyük.Tattığımı sandığım ufak çaplı bir ölümdü ve kollarım kelepçelenmiş birbirine.dağılan,sararmış yaprakları geri getirmek için koşturuyorum.Sensiz şimdi gözlerim,kalbim,ellerim,hayatım…
Yarım ve ezik bir hayatın ince sızısında buluyorum kendimi.En çok sesinin şefkat tonunu özlüyorum ve üşüyorum sevgili.Çaresini arıyorum beni sensiz bırakan çaresizliğinin.Boşlukta kalınca ise en son hayal perdesi oluyor günlerimin son demlerinde yokluğundaki sızı… buharlaşıyor artık sevgim.sebepsiz bir hırçınlık yaşadığımı anlamıyor sevgiyi dillerde hissedenlerin hazin öyküsü.yara almış zamanlardan kalma bir sevginin peşindeyim artık.ucu bucağı bulunmayan engin bir hayalin ortasında yaşıyorum.sevgiyle beslediğim hayallerimin sadece bir hayal olması enkaza çeviriyor bütün güzellikleri.kış ortasındaki sıcaklığımın sebebi olmanı isterken bambaşka bir örtünün altında kalıyor masum sevgim.
Sırasını beklerdim beni bekleyen tazeliğin ve beklerken sıkıcı bir çaresizliğin tapınağında yaşayacağım hiç aklıma gelmezdi.bulutların ardında hayallerinin ötesini görürdüm. kimsesiz kalan şu benliğin içindeki acınası zavallılığım hiç bu kadar perişan olmamıştı.her kahkahanın ardından gelen gözyaşları gibi senin ardından da sensizlik geliyormuş.anladım…
Özüm Öz
Yüreğimin yangını intizara sürüklüyor, günlerimin sızısı
ıssızlığa itiyor, düşlerimin batan kayığı hiçliğe gömülüyor, kafam seni
resmederek sessizliğe atıyor. Kalbim seni heceleyerek sensizliğin hüznünde
yakarışım adımlarına yayıldı, gözlerinin kuru penceresine yazdığım satırlarım
kaldırımlara atıldı. Gözlerim yaşla yırtılarak, gönlüm yasla kırılarak
seni anı paketine sararım. Duygularım acı aşla beslenerek, düşüncelerim
aşk çıkmazının sokağına seslenerek seni ararım. Hayallerimin aynasından
kopmayan, rüyalarımın penceresinden çıkmayan sen… Sensizlik feneri
elimde, sensizlik teri dilimde… Sayfalar la karalanarak, günlerin ölü
donukluğuyla paralanarak seninle kapanırım. Gölgen tanların kanlı
kızıllığında ellerimde tutuldu, gözlerin zihin tutkalında anların kara
perdesine yapıştı. Film şeritleri kafa raflarına itildi, ara sıra raflardan
anıları çıkarak izliyorum. Bazen ise benden tarafa dönerek gülümsemeni
ısırıyorum… Sözlerin sözlerimi kovalayarak, gözlerin gözlerimi
kapatarak sevda damlasını içmiştim. Buradan son çıkışınla yüreğim harabeye
dönerek senin özleminle zamanım hüzün tutuyordu. Sensizlikle sarsılarak ruhumun izine sokulan ismini hicran yutuyordu. Hüzün selleri anılara doğru sürüklüyordu…
Özkan KARACA