Aşk nedir bilen var mıdır acaba hiç içimizde. Onu yaşayan o kadehten içen mutlumudur sizce?

Kimileri aşkı tarif etmek için bir taraflarını yırtar gizlice, kimileriyse gerek duymaz yaşar onu en derinde. Onu tarif etmeye çalışan zavallıya sorsan aşk nedir diye? Anlatmaya başlar karmakarışık boş bir düşünce. Bu gerçeğin iyi tarafı, sanmayın açıklamaya çalışan kötü vaziyette. Kötü olan aslında aşkı yaşayanın içinde. Neden bu durum böyle bilinmez bu devirde. Fakat kalmadı artık dağı delip geçecek ışık bu düzensizliğin düzeninde. Ne tarafa baksan içi boş gülüşler, boş sevişler karşımıza çıkıyor. Artık dost bile dostuna her şey sahte dostum gülümsemeler bile burada her şey sahte dostum sevmeler bile diyor. Meğerse doğru olan her şey yanlış, yanlış olan her şeyse doğru olmuş bir zamanların o saf sevgi dilinde.

Gerçekte herkes o istediği aşkı arıyor gibi görünse de aslında beyni hükmediyor bu sözleri söyleyenin kalbine. Durum böyle olunca aşkın yapıtaşı olan güven ve sadakat ortadan kalkıyor hızlı bir şekilde ve herkes çok sevmeye başlıyor sadece şekilde. Fakat içlerinde ne bir güven ne bir his nede bir sadakat var. Sadece dıştan seviyor o da sevgilinin vücudu güzelse. Romantik olmak için herkes hazır ve nazır gibi görünse bile, içlerinde aşkı taşıyamayacakları kadar sert bir kalp durur kaya cinsinde. Bilmezler ki sevgilinin bir bakışı bir ömre bedel ve bunu bilmeyenler oyun oynarlar sevenin o temiz kalbinde. Bu vaziyet böyle süre geldi meçhul tarihten beri. Kalmadı hiç sevenin rengi. Hep ağladı hep üzüldü ama yinede seven sevdi. Dedim ya aşkı tarif eden kötü durumda değil aşkı içinde taşıyan karanlıklarda.

Ama gidip söylesen bu muhteşem duyguyu tatmamışa, çok şanslısın der yana yakıla. Bilmez masum başına geleceklerini ister sevmeyi deli gibi. Çünkü o kadehten içen de istemiştir bir zamanlar onun gibi.

Cüneyt Bulut