Bugün güne hoş ve gülen gözlerle başlamıştım. Her şey gönlümüze göre olmuyor ne yazık ki? Bu toplumda insanlar sınıf ayrımına tabi olmuşlar bunu biliyordum ama ilk kez çok yakından hissettim. Aylardır gidip çay içtiğim kafamı dağıttığım ve kitap okuduğum mekana bugün alınmadım. Bu reddediliş içime öylesine oturdu ki bir yerlere saldırmak istedim ve yaptım da… Bayramoğlu ada olarak bilinen yer sakin insana huzur veren bir mekan benim için…
Saatlerce oturup karşı sahili izlerdim önceleri… Kart sistemi konmuş girişe bayan giremezsiniz kartsız dedi. Ben de girmek için ne yapmam gerekiyor diye sordum. Tarif ettiği yeri sonunda buldum ve binadan içeri girdim. Masa başında oturan adama yaklaştım. İlk kez ellerimi masanın üzerine koyarak konuşuyordum. Her zamankinden daha fazla hırçındım ve kendinden emin bir ifadeyle sözlerimi ardı sıra tekrarladım. Sözlerim keskin bir bıçak gibi gözlerimse ateş püsk ürüyordu. Adam haklı olduğumu bildiğinden olsa gerek sert bir uslüp takınmadı. Ona ben bu vatana hizmet eden bir insanım ve bir aydın olarak görüyorum kendimi. Hizmetime karşılık kendime ayırdığım özel vakitlerde demek ki istediğim yerde bir fincan kahve içmem için kartım olması gerekiyor öylemi dedim. Adam hanfendi burası özel mülkiyet ve çalışma sistemi böyle dedi. Daha düne kadar elimi kolumu sallayarak girdiğim mekan şimdi özel mülkiyet olduğu için karta bağlanmış garip… Ben bu özel mülkiyetin çocuklarına öğretmenlik yapıyorum ve onların girdiği yerlere giremem. Çünkü mal sahibi değilim. Zaten olmak da istemem. Yürek sahibi olmak yeter bana. Resmen bu misyonerlikten başka bir şey değil diyerek ayrıldım oradan.

Tekrar girişe gittim. Paramla girmek istiyorum dedim. Bayan istediğiniz kadar para verin giremezsiniz dedi. Burada para da geçmiyor. Çünkü sosyal bir sınıfa dahil değilmişim. Zenginler her yere paralarıyla girebiliyor ama ben ve benim gibiler parada verse bir gurubun dahil olduğu tesislere giremiyorum. Öğretmenim ama öğretmen evini benden çok başkaları kullanıyor. O zaman adına neden öğretmen evi denilmiş? Saçma sapan ayrımlar ve ikilemler hapsediyor benliğimizi yalnızlığa. Söyleyin bana hangi inançla ya da sevgiyle bağlanmalıyım…

Pes etmedim ve bir yolunu bulup girecektim oraya. Kovulduğum ve oraya ait olmadığımı söyleyen insanların bakışlarına rağmen. Eve doğru yürümeye başladım. Önce oturduğum sitenin yöneticisi Öner abiye durumu açmaya karar verdim. Sonra site girişinde ev sahibim Yusuf Bey’i gördüm. Bu bölge de iyi bir mevkide olduğunu biliyordum. Durumu ona izah ettim. Bana bir resim ayarlamamı bir dostunun misafiri olarak misafir kartı çıkaracağımı söyledi. Bu sevinçle evime doğru yöneldim. Eve girdim bilgisayarımı açtım ve yazmaya başladım. Zorluklar karşısında yılmamak ve bu sınıf ayrımına son vermek adına haykırıyorum. Çalışmadan çalışanların sırtından geçinen boş beyinlere inat benim cebim dolu değil ama yüreğim ve beynim dolu… En büyük kazanç fazilet erdem ve inançtır…

Havva Gülbeyaz