İlk ve orta dereceli okullarınızın tatilleştiği günler bayram sevincinizdir… Yolculuklar başlar harman yerine… Yolculuk dedimse tozlu patika yollarda yolculuk… Yeşillikler içinden geçersiniz kuşların cıvıltılı sesleriyle… Amanos dağlarını aşmış olursunuz sonra… Koca bir ova çıkar karşınıza… Yol alırsınız uzun uzun … Göletlerden geçersiniz kayıklarla… İnce ince sözülürsünüz Tahtaköprü barajına… Karasu derler süzüldüğünüz yerlere… Sonra çayırlara uzanır ara verir ve azığınızda ne varsa silip süpürürsünüz… Tekrar yola koyulursunuz…

Yıldızları görür havanın karardığını hissedersiniz… Bir teyzeoğlunuz acımasızca döktürür sözlerini… Korkar… Ürperirsiniz… Sanki diken diken olmuştur teniniz… Yıldızlara bakmamayı geçirirsiniz aklınızdan… Bunun da bir çözüm olmadığını düşünür tekrar bakarsınız… Fakat hiç istemezsiniz yıldızların kaymasını… Çocuk aklınızla “yıldızların kayması bir yakınınızın ölüm haberinin alınması” demek olduğunu… teyzeoğlunuzun ürpertici sözlerinden duyarsınız… Mercimek dağlarında yatmayı unutmuş bir yıldız olmuşsunuzdur…

Adına İslahiye denen küçük bir ilçede bulursunuz kendinizi… Sabahın erken saatlerinde sizi namaza hazırlar horozun ünlemeleri… İbriğinizi alır avluya çıkarsınız sonra… Abdest alırken yüzünüzün soğuk suyla yunması hırçınlandırır ayrıca sizi… Büyük bir edayla gerekli olan her şeyi yaparsınız… Kabulünü de Rabbe bırakırsınız… Minyatür ellerinizden güneşin kızıllığı belirir sonra… Hazzın doruklarına varmışsınızdır… İnek möölemeleriyle hareketlenme baş gösterir mahallenizde… Çapaya gidecek esmer kızlar ve gelinler traktörün römorkuna binerler birer ikişer… Ellerinde çapa ve kızılın tonlarında yazmalarının bir tuhaf bağlandığı olur gözleminiz… Elinizdeki ince bir çubukla o vakit ineklerinizi nahıra götürürsünüz… Küçük bir taşı çarığınızda taşıdığınız olur… fakat uyuşukluğunuz taşı çıkartmak için uğraşı da verdirmez size… Dönüşte fırından taze çıkmış somun alır sabah kahvaltısını avluda yapmanın tadına varırsınız…

Mezbahane avlusunda kasap çırakları küçük bir tatlıcı çocuğun etrafında çoğalırlar… Ve kargaşayla fazladan tatlıları midelerine aşırırlar… Fakat farkında olmaz tatlıcı çocuk… Yine kasap çırakları ayaklarındaki kaba çizmelerle futbol maçına tutuşurlar… Sizin gözleminiz çok kırıcı ve vahşi oynandığıdır… Annenizin ise , sizi çağırdığı ünlemeleri gelir kulağınıza… Maçın sonucunu almadan gitmeniz gerekecektir… Anneniz hazırlar sizi okula göndermek için… Siz ise ayağınızdaki çarıklarla haftasonu tatilini bitirmiş olarak okula koyulursunuz… Alfabeyi yeni öğrenmişsinizdir…

A… B… C… derken okumakla geçer yıllarınız böylece…

Mehmet KELEBEK