Gül–abı baran sanıp enfas-ı ra’na nesima eyledi bana… öyle baha… öyle
hüsn değil… aşık-ı şuride bitab-ı mahzun bana…kan ağlarken inci yüklü
didesinden vefa yurdunda gül-i nesima bana…ağız bana… dil bana… göze
bulaşan yüz bana…o ra’na ki eylese… nuş-i şarap ile… aşıkların ezgisinden
gönül sinesine… ney ile rebab ile… masivadan geçip yakın kılsa beni
kabrine…baştan sona kararıp da morarsam yar da ağlar… ağyar da ağlar
bana…yüzü baharan çiçekleri gibi açılıp da gülistan-ı letafette yetişmiş
bana…mutedil iklimlerden gül-i ra’na bana…

Nadide bir cevherim çağ yangınında lakin bilinenim yok… kabrine bakıp
da gözümden döktüğüm incilerim çok… gizemli hikayemi dinleyenim yok der
iken … dünya telefgahım oldu ah ile eyvah ile… derdime biçare düştüm
elisa çöllerinde… meryem meryem kokunla mutedil iklimlerden geldim sana…
tadı yok buraların defnedin beni defnedin… gül mesafesine düşmüş
kabrine sevgilinin…

Karar üzre karardı hünerli aşkı… gecelerime mumleyin yanardı…Leyl ile
yakın dost nehar ile zarardı… yok başkasına faydası o sadece bana
yarardı…o benden mutmain ben ona yanardım… tamama eren aşk gibi… sadık
arkadaş gibi… uzun ömürlü olaydı…sanki ne vardı… ol rabbim ki beni yakın
kıldı kabrine… ah ile eyvah ile ruz-i kıyametine… karanfil mesafesine
düştüğüm ilk günden beri… dırahşan ruhsarına ihanet etmedim ey sevgili…

Son nefesimde müjdemsin…dünyalık her günüm sen olsun diye…ol sebepten…
ayrılığın derdinden suzan oldum tümcelere… cümle alem ah ile eyvah ile
bağrıma düşse de… dostum de hele!… ey bağrım de hele!…bu kalb-i
fakirden hiç gider mi suretin…

O ilk kaşı vurmayaydım… aşkınla bisohbet kalaydım… bu denli suzan olup
canın özge yurdunda… hasret narında kalır mıydım…

Zahirde ilk gün görünce beni ukala sandın…sonrası anladın ki… sonrası
dedin… bir sürü akıl sıfatında nevbahar yüzlü budalasın… bir baharan
gecesi budalalığım suzan oldu narında… o gece seyr ü temaşaya dalıp
ruhunla cilveleşeceğim… gül-i baran olup kabrine düşeceğim…ki… mevlam nasip
ederse visale erme vakti dünyayı zehri-nak sanıp… alasından kam alıp
içeceğim kana kana…

İlk ve son günümü bildim gül-i handanım… o ki karanfil mesafesine
düştüğüm ölümüm… ol sebebim… değil mi ki bikam dünya sürgünüm… yetmez mi
mihrabından bana… adn’dan firdevs’ten bir yer etmez mi … ol esrarım
mübarek olsa dar-ı fenada… zümrüt-ü anka kuşuna ederdim uçuşlarımdan
şikayet…ki… cümbüşlerinden arabesk teraneyle ederdim sana şikayet…

Vuslatı ızhar ettim lakin elimde değil…çeşm-i naz ile… pesendide ve
dırahşan-ı ruhsar ile… ve nur-u ra’na ile… sarmaşık kıldı aşkın yangınını
elimde değil… bilahare bilmukabele kendimden geçtim… visal ümidiyle
masivayı ağu bilip içtim… yine mevta olamadım…en güzel yurdum… şimdiki
kalbimde özge yurdun…onu tekrarından büyütüp karanfil mesafesine… her gün
vuslata erme ümidiyle düşüp…çağ yangınına korunak olacağım…lakin geldi
benim mah cemal-i ruşenim elisa çöllerinden…ve bir elisa…ve iki… ve üç
elisa düştü kuzeybatı coğrafyalarına… bu sırrı kim bilecek…ey sevgili
zaatından başka kim beni ben edecek…“ bir ben var bende… benden gayru”
derviş nidasında ermiş… aşkından suzan olmuş zaatları… senden gayrı kim
bilecek…

Mehmet KELEBEK