İnsanın hayatını mahveden ve yaşamı hem kendine hem sevdiklerine
zehir eden rahatsızlık. Günümüzün modern hastalığı depresyon. Tedavisi
mümkün geçici psikolojik rahatsızlıktır. Yaşadığımız pek çok olay neden
olabilir. Her kesin belirli olaylara tahammül gücü farklıdır. Üst üste
gelen bazı olaylar olur ki insan kendini bir çıkmazda bulur. Ne
olduğunu, ne yapması gerektiğini bulamaz. İçinden çıkamadığı ve ışık olmayan
bir tünelde gibidir. Panikler. Bu durumda desteğe ve güvene ihtiyacı
vardır. Bu çıkmaz sanılan tünelin girişinde mutlaka belirli izler vardır.
Ne kadar erken fark edilirse tedavisi o kadar kısa ve olumludur.
Hastalığın erken fark edilmesini sağlayan şikayetler nelerdir peki?
Bazen neden ve ne olduğu bilinmeyen iç sıkıntıları dünyamızı
karartabilir. Sosyal yaşamdan uzaklaşma, hiçbir neden yokken ağlama isteği,
umutsuzluk, gelecekten endişe duyma, kimsenin kendisine değer
vermediğini, umursamadığını düşünme, bir işe yada olaya konsantre olamama, uyku düzensizlikleri, ölümü ve intiharı düşünme, ilgili sorular sorma,
karamsarlık, yaşamdan zevk alamamaktan şikayet etme, alkol ve uyuşturucu
madde kullanımına ilgi, her şeyin anlamsız olduğunu düşünme, tahammül
gücünün azalması, cinsel isteksizlik, sık sık geçmişe özlem yada geçmişe
dönük pişmanlıklar, içe dönme, kendini boşlukta hissetme gibi duygulardan
aynı anda birkaçını hissedebilir kişi.
Bu olumsuzluklar bir nedene bağlı olarak gerçekleşmiş ise neden olan
etken ortadan kalktığında olumsuz düşünceler de azalır ve normale dönüş
gerçekleşir. Fakat bu ruh halleri bir nedene bağlı olmadan yaşanıyorsa
depresyondur ve tehlikeli olabilir. Bu durumda bir hekim yardımı almak
son derece önemlidir.
Fakat bizde, bir psikiyatra gitmek deli işi diye düşünüldüğünden
pek gidilmez. Gidilse de saklanır. Bu yanlışı okumuş aydın geçinen
insanlar bile yapıyor. Okumamışı aydınlatma yerine, hatayı kendisi yapıyor.
Toplumdaki ön yargıyı yıkmak gerekiyor aslında.
Sağlıklı düşünebilmek ve sağlıklı karar verebilmek, daha düzenli ve
düzeyli yaşayabilmek için danışman gibi psikiyatra gitmenin son derece
yararlı olacağını düşünüyorum. Olumsuz duygu ve düşüncelerden
kurtulmayı düşünmek ama yardım almamak, işte delilik bu aslında.
Hissettiğimiz yoğun duygulara isim koymasak bile bir nedeni vardır
mutlaka. Yapılan araştırmalarda bu tür dengesiz ruh hallerinde kalıtımın
etken olduğu tespit edilmiştir. Yakın akrabalarında depresyon vakaları
gözlenmişse kişilerin depresyona yatkın oldukları ve yakalanabilme
olasılığının var olduğu belirtiliyor. Yalnız bu olasılıktır. Mutlaka
yakalanacak anlamı çıkmamalıdır. Böylesi umutsuz bir düşünce gelişmemelidir.
Hepimiz bir kederle, bir sorunla karşılaşıyoruz. Bir bölümümüz daha
kolay atlatırken bir bölümü kendini çıkmazda hissedebiliyor ve
yaşadıkları, depresyonu tetikliyor.
Depresyona neden pek çok etken olabilir. Örneğin bunların büyük bir
bölümünü yaşayan ben, menopoz döneminde olduğumdan buna bağlıyorum. Bir
neden bulduğum için zamanla bu olumsuz kaygı ve düşüncelerimin
azalacağını ve yok olacağını düşünerek rahatlıyorum.
Kişinin içinde bulunduğu durumu kabullenmesi de depresyonu atlatmasında
önemlidir aslında.
Menopoz dönemi ile ilgili olarak, üreme döneminin bitmesi,
metabolizmanın yavaşlaması, östrojen hormonun azalmasına bağlı olarak doku
gevşemesi, yaşlanma sürecinin biraz hızlanması gibi durumları kabullenmek biraz
zor. İnsan kabullenemediği zaman depresyonu kendisi de yaratabiliyor.
Hormon dengesinin bozulmasına bağlı olarak gelişen olumsuz duygular,
bedendeki değişimlerin kabullenilememesi depresyonu tetikleyici oluyor.
Menopoz gibi ergenlik olayı da, fiziksel, bedensel, ruhsal ve
cinsel gelişim sürecidir. Bu süreci hazırlıksız geçiren bireylerde de
problemler gözlenmektedir. Bir eğitimci olarak, ergenlerin sağlıklı bir
dönem geçirmelerinin ileriki dönemlerini de etkilediğini düşünüyorum.
Gebelik, lohusalık beden kimyamızı değiştiren olaylardır. Aşırı
üzüntü, sakat kalma gibi durumlar da serotonin, dopamin, melatonin gibi
hormonların dengesini bozarak sağlıklı düşünme potansiyelini olumsuz
etkileyerek depresyonu oluşturabiliyor.
Bazı hastalıklar, geçirilen bir beyin travması, guatr, şeker
hastalığı, felç, alkol ve madde bağımlılığı depresyona neden olan diğer
etmenlerdir.
Hastalıklara bağlı uzun süre kullanılan ilaçlarda beyin hücrelerinde
geriye dönüşü olmayan bozukluklara neden olarak depresyon
geliştirebiliyor. Bazı takıntılar, fobiler, sosyal yaşantı bozuklukları örneğin
boşanmalar, ayrılıklar, kavgalar, stres,gürültü, trafik hepsi birer depresyon
sorumlusu yada tetikleyicisi olabiliyor.
Dikkat edilirse depresyon olaylarına kışın daha fazla rastlanıyor.
Çünkü, güneşli günler az olduğundan mutluluk hormonu olan seratonin salgısı
azalmaktadır. Oysa güneşli günlrde ışık göz bebeğinden girerek beyin
hücrelerini uyarmakta ve mutluluk hormon salgısı artmaktadır. Az
salgılanan seratonin beyin kimyasını olumsuz etkilediğinden karamsarlık,
olayları normal kabullenememe, algı bozukluğu gibi durumlar oluşuyor ve
depresyona yakalanma riskini arttırıyor.

Yaz güneşlidir
Güneş ise mutluluk
Mutluluk sıcaklıktır. Sevgidir.

Güneş ışıktır
Işıksa bir umut
Umut yaşamın amacı

Kış soğuktur
Soğuk ise hüzün
Yağmur göğün yaşı

Baharda yeşil olan yaprak
Kışın toprakla buluşur
Kış yaslı
Kış ürkütücü

Yaz yada kış olsun mutlaka güneş ışığından yararlanmalıyız. Yaşadığımız
olumsuzluklar günlük işlerimizi aksatmıyorsa pek önemsemek gerekmez.
Fakat aile ilişkilerimizi, işimizi,
Yaşantımızın kalitesini etkiliyorsa mutlaka yardım almaktan çekinmemek
gerek.
Depresyonla tanışmamak için mutlaka spor yapmalı, güneşten
yararlanmalıyız. Tempolu olarak günde en az yarım saat yürümeliyiz. Bol su içmeli, sabah erken kalkmalı ve dengeli beslenmeliyiz.
Her şeye rağmen hayatın güzel olduğunu düşünmeli, bize bir defa sunulan
bu hayatı yaşamamız gerektiğine inanmalı, sabah uyandığımızda aynaya
bakıp görüntümüze “günaydın” diyebilmeliyiz.
Her olumsuz düşüncede bir hekim yardımı alsak bile biz kendimizi
inandıramıyorsak ve iyi olmayı istemiyorsak kimse bizi kurtaramaz. Kendimizi
bizden daha iyi tanıyan yoktur. En etkili tedavi yöntemi kişinin
kendini tanımasıdır.

Zehra Akçakaya