Hayat! Belki bir ölünün parmak uçlarında dans etmek. Yorulmadan,
bıkmadan, severek… Ayaklarımız çıplak ve etrafımızda uçuşan bir
eteklik. Kulağımızda o nereden geldiği ve nereye gittiği bilinmeyen rüzgar
uğultusu. Bulunduğumuz yer ise ya deniz kenarı ya da toplama kampı…

Ne fark eder?

Uzaktan gelen ninni sesi, içimize usul usul işleyen ana hasreti, ana
kucağı, ana sıcaklığı… Boğazımızda ise koca bir düğüm. Ve zamanı kanatan
bir haykırış, “Çanlar benim için çalıyor anne! Benim için…”

Koca bir sessizlik…

“Minik yavrun büyüdü anne. Büyüyemez sanmıştın. Gel gör ki artık elleri
kocaman kocaman. Düşlerini gömdü onlarla tek tek kara toprağa. Bir
mezar taşı bile koymadan… Kefensiz, törensiz, duasız… Ardına bile bakmadan
koca koca adımlarla uzaklaştı o diyardan…

Yapayalnız!

Eli yüreğinde! Eli kanlı, gözleri kara, kara yollarda… Bildik bir ninni
dudağında. Bir de sebepli sebepsiz bir kahkaha. Minik yavrun çok
yoruldu anne! Çok korktu! Düşe kalka geldi bu uçurumun kenarına. Elinde bir
papatya…

Belki en büyük delilik bu! Belki de hayatın küfrüdür bana… Sebebini
sorma! Bilemem… Ne oyuncak bebeğim ne salıncağım… Ne elma şekerim ne de
kırmızı tokam. Bilemez onlar da… Ağlarlar yalnızca! Elleri titrek,
dilleri suskun…

Neden, diye hiç sorma…

Büyüdüm anne! Masalların dilinin sustuğunu görerek, gerçek oyunlara
girerek, toprağımın çatlamasını izleyerek, yağmuru bereket bilerek,
alnımda emeğim titreyerek…
Büyüdüm anne! Yağmurun altında toprağa yaşamı çizmeye çalışarak. Ve de
çizemeyerek… Eli yüzü çamura bulanarak, pislenerek… Üzerimi kirlettiğim
için bana kızmanı bekleyerek. Ümit ederek, özleyerek… Eve götürmen için
bas bas bağırarak. Reçelli ekmek yap, diyerek…

Büyüdüm…

Elbisem üzerime dar geldiği için insanlar arasına çıkamayarak,
ayakkabılarım sıktığı için hep topallayarak, korktuğum için düşlerimi
saklayarak, düşünmeyi yasak ettikleri için beynimi aldırarak, yalan konuşmamı
istedikleri için dilimi kopararak… Kendilerinin ki kurtlandığından ona
sahip olanları istemedikleri için yüreğimi ellerimle sökerek… Kana
bulayarak…

Ve hiç ağlamayarak!

Evet, onların nazarında büyüdüm anne! Kocaman oldum…

Oysa senin gözünde hep çocuk kaldım. Ha ağladı ha ağlayacak. Elinde
oyuncak bebeği… Terleyip hasta olması muhtemel… Çamurdan pasta yapıp bir
de onu yemeye çalışan. Sürekli eteğini çekiştiren, başını ağrıtan…

Ben büyümedim ki anne!

O yüzdendir korkusuzca bir ölünün soğuk parmak uçlarında dans etmem.
Ayaklarım çıplak, umarsızca eteğimi bir oradan bir oraya savurmam. Bağıra
çağıra şarkı söylemem. Yorulmamam, bıkmamam… Umut etmem!

Ve ölümü dahi seviyor olmam…

Varsın bana “deli” desinler. Varsın gülüp geçsinler. Varsın onların
yanında hep hafif kalayım… Bir tek senin gözlerinde o ışığı göreyim yeter!
Kollarında o sıcaklığı duyayım…

Gülay Soydan Pehlevan