Vazgeçmeler ustası diye bir şiir var ya hani. Ben vazgeçememeler ustasıyım inandım.Kaç yıl olduğunu saymanın bir anlamı yok. Ben içimdeki zamanı biliyorum.O kadar uzun ki belki yüzyıllar sürdü.Sevdayı abartan kelimeler bütünlemek derdinde değilim inan.Bir anda öylece otururken bu bir yol belki de dedim kendime.Yazdığım şiirlerin kelime uyakları bunaltıyor beni artık.Ben seni hiç uyaklı sevmedim ki.Hiç kuralları olmadı aşkımın.Belki de o yüzden içimdeki sesi yazabilirsem sen beni duyarsın gibi geldi.Hiç kendim duyabileceğim bir sesle konuşamadım seninle.Hep korkularımın esaretindeyim yıllardır.Şimdi bu harfler kelimeye, kelimeler cümleye döndükçe sen karşımda daha çok var oluyorsun gibi geldi.Yüzümdeki ağlamaklı gülümsemeyi sevdim.İçimde o kadar çok ben var ki.Yoruyorlar beni.İnsan ne kadar çok şeyi aynı anda olmak zorunda kalıyor.Acaba diyorum kendime bunu bilmek mi yoruyor yüreğimi.Düşünmeyi öğrenince sonu yok demiştin ya,öyle oluyor galiba.Düşündükçe derbeder bir yüreği oluyor insanın.Belki de o yüzden mutluluk kavramı edinemiyoruz biz.Kardelenleri niye seviyorum biliyor musun?O kadar yalnızlar ki.Dağ başlarında bir başlarına.Her çiçek baharı beklerken ,onlar kar altında büyütüyor güzelliklerini.Belkide özel olduklarını öyle hissediyorlar.Sadece görmek isteyenler görüyor.Benim senin yüreğini gördüğüm gibi.Ve benimde yüreğimdeki benler o kadar saklıki herkesten sadece görmek isteyenler görüyor.
Yine aklım sende işte.İyi olmadığını hissediyorum. Bu beni çok
yoruyor.Biliyorum,hissediyorum ama yoksun,yokum.Çaresiz bir kabulleniş
içimi yakan.Ve bilmelisin ki bendeki senin hiçbir zaman sendeki ben
olmadığını biliyorum.Öyle bir beklentim de yok.Bendeki yük bana
yeterken sana da benim yükümü vermek istemem.Bu benim yüreğimin
seçimi seni çoğaltmak içimde yani.Ama şundan eminim ki dostumsun.Gel
,ölüyorum desem iki elin kanda olsa koşacaksın.Koşacaksın değil
mi?Sevda böyle bir şey işte.Eminim dediğin anda soru işaretleri
dolar içine.Yenemezsin kendini.Benim sana sevdam,sen olduğun için
mi,dost olduğun için mi,yalnız olduğum için mi,hatıraları
yenemediğim için mi,trenleri sensiz düşleyemediğim için mi,Her kitap seni
anımsattığı için mi,istediğimden mi yoksa istemediğimden mi
bilmiyorum.Cevap da aramıyorum.Kimseye haksızlık da ettiğimi
sanmıyorum.Bu benim işte.Ben gibi görünen benin içindeki sahip olduğu,va
zgeçmek istemediği benim.Senden vazgeçmek ,benden vazgeçmek
gibi.İşte o yüzden sen hep benimlesin.Attığım her adımda benimle
yürüyorsun.Gittiğim her yerde benimle görüyorsun.Ama biliyorum ki
bendeki senle güçleniyorsun.Ben güç kaybediyorum.Ihlamurlar
altında,kardelen buluyorum.Sadece bakıyorum.Ne elime alıyorum ne
kokluyorum.Sadece gözüm gibi bakıyorum.Seni hayallerde sakladığım gibi.
Senin yüreğinde nerdeyim bilmiyorum.Hala var olduğumu bilmek bile
güzel.İnanması zor belki ama hep mutlu ol istiyorum.Kalbin kırık
olduğunda,yüzünü asık hissettiğimde içim acıyor.Hep o gülümsemen
yüzünde asılı kalsın istiyorum.Ama olmuyor biliyorum.Sende
düşünmeyi öğrendiğinden beri mutluluğu kaybettin.Başkalarının
hayatlarını yüklenmekten sende kendi hayatını kayıp ettin.Belkide sende
benim gibi çıkmazlarının adını sevdiğine yükledin.Vazgeçemeyişinin nedeni bu belkide.Eşin ve sen…Eşim ve ben…Biz olmak,öncesi ve sonrası.İmzalanmış sevdalar.Tasdiklenmiş hayatlar.Seni sevmem eşime haksızlık mı diye çok düşündüm ben.Sen benim içimdeki benlerden birisin.Bu ona haksızlık olmamalı.Kulağa tuhaf mı geliyor bilmiyorum.Varlığının öncesini silemediğime göre şimdiyi yok edemem ki.
Artık ağlayamıyorum biliyormusun?Bu ne kadar sızlatıyor
içimi.Duygularımdan kaçmaya çalışırken gözyaşlarımdan oldum.Onlar en
açık göstergesiydi yaşadığımın ama artık yoklar.Belki biraz da
bu yüzden yalnızım.Ve artık şarkı da söylemek gelmiyor
içimden.İnsan niye şarkı söyler.Mutlu olduğu için mi?Paylaşmak istidiği
için mi?Sevdiği için mi?Dinleyen birileri olduğu için
mi?Birilerinin dinleyeceğini bildiği için mi?Bütün bunların hiç birimi yok
hayatımda ,benmi olmasına izin vermiyorum.Bilmiyorum.Arabaya binip
müziği sonuna kadar açıp kilometrelerce gidesim var.Ama
yapamam.Birçok şeyi yapmak isteyip yapamadığım gibi.Müziği açtıkça gaza
basmak isteyeceğim.Gaza bastıkça araba hızlanacak.Canımla bir korkum
yok.Ama kızım var,kocam var,annem ,babam… Ben onlar varoldukça
olmayı tercih ettikten beridir yokum anlayacağın.Yapamam.Ben
olmadığım sürecede şarkı söyleyemeyeceğim,ağlayamayacağım. Sende he
p benim içimdeki sessiz dost olmayı sürdüreceksin.Kendime
sakladığım tek şey sensin çünki.Senden vazgeçmek demek,kendimden
vazgeçmek demek olacak.Bunu da yapamam…
Belki birçok sevdiğine inanan insana tuhaf gelir benim sevdam. Kıskanmadan, beklenti duymadan,nefret etmeden, sadece iyi olduğunu bilmeyi
istemek,mutlu olduğunu,sevdiğin insanın senin sevdana layık olduğunu
bilmeyi istemek,kardeşini,anneni merak etmek…Bu da benim gizli sevdam
işte.
Öte yandan kendi görünen hayatımda ben bir başka benim.İyi bir
anne,eş,gelin,evlat,iş yerinde verimli bir eleman olmak için
uğraşan.Yaptıklarını hiç yeterli bulmayan,çoğu zaman işe yaramaz koca
bir vucuttan öte gidemediğini sanan bir ben.Herşeyin en iyisi için
düşünen,en ufak olumsuzlukla yıkılmaya hazır,yengeç kabuğumda
kendi dünyamı yaratan ben.Beklentilerim sevgiden öte değil
inan.Somutu istemesende hayatına katıyorsun zaten.Süreç bu şekilde
işliyor.Sende biliyorsunki yadsıyamadığın gerçekler istemesende
hayatının parçası haline geliyor.Öte yandan herkes mutlu olsun
istiyorum.Bunun için ben mutlu olmayı unutuyorum.Ama olsun bana yine sabah oluyor yine gün batıyor.Yeterki o başlayan gün sevdiklerimin gözüne hep
aydınlık doğsun.Geceleri huzurlu olsun.Düşünmemek için
okumuyorum belki.Düşünmeyi öğrenmiş ruhunu beslersen daha çok ızdırap
verecek.Korkularımı gömmek için duymadan,görmeden yaşamayı se
çmek çok mu aşağılayıcı.Bazen de evet dediğim an utancımdan
gözlerimi yere dikiyorum.Yalnızlığıma ortak bir dost ararken
kendimi Eskişehir’de evin balkonunda çay içerken buluyorum.Şahin belki
bir mırra yapıyor.İçinde şimdiye ait acıları biriktirmiş
habersiz.Zaman nasıl yok ediyor herşeyi.Adı içimizde saklı dostlar hep
kayboldu.Biz mi sahip çıkmayı bilmiyoruz,kendiliğinden mi yitiyor
herşey.Bazende düşünüyorum,ben mi çok önemsiyorum
herşeyi.Birçoğu silip yittimi hatıraları.Oysa benim gözüm gibi sakladığım
hatıraların insanları benim onlara etmediğim gibi bana ihanet
etmemeliler.Bilmiyorum ki.Belki de bundan yalnızlığım.
Biraz sonra kızım gelecek kreşinden.Ben özlemle koşup servisinden
alacağım.Öpüp koklayacağım.Tüm varoluş ona dönecek.Varolduğu
için binlerce kez şükredeceğim.İçimdeki öteki benlerden biri
başlayacak hayata ,bendeki ben gideceğim.Yaşamın tek anlamı oyken
içimde başka herşeyi sileceğim.Taki o uyuyup ben bana kalıncaya
kadar.
Hiçlik le çokluk arasında ne fark var? Bir an tüm dünya benim
gibi görünürken yüreğime, bir anda sanki kapı dışarı edilmiş ,
sahipsiz ve çaresiz kalabiliyorum ben.Her an sanki birileri
saldıracak,her an hiç anlam veremediğim insanoğlunun içindeki düşmanlar
ortaya çıkacak ve beni bulacak.Hepsinden daha kötüsü
konuşamayacağım.Konussam anlatamayacağım ve daha da kötüsü anlatsam
anlamayacaklar.Suskunluk ne kadar büyük bir azap.Ya da dinleyecek bir dostun
yokluğu.Dinlerken içimden akan sessiz şelalelerin sesini duyacak
birisi,akmayan gözyaşlarımı silecek,söyleyemediğim şarkılarımı
dinleyecek,uzatamasamda ellerimden tutup beni yüreklendirecek,ayağa
kalkmam için kendini bana siper edecek.Kim istemezki diyorsun belkide
şimdi.Pek çoğu ihtiyaç duyduğunu biliyormu emin değilim.Çoğu sahip
olduğunun ne olduğunu görüyormu,geçmiş zamanın hoyrat
kayboluşlarında sahip olduğumuz can yoldaşlarımız nerde şimdi peki.Yaln
ızlarmı,ağlıyorlarmı,mutlularmı,acaba akıllarında bir kere
isimsiz de olsa varlıklarımız beliriyormu? Bu beni üzmez diye
düşünüyorsun ama ben eminim içinde acıttığı bir yerler var.Sende benim
gibi sahip olmanın değerini kaybedişlerin içinde sessizce
seyrediyor ,kendine bile itiraf edemiyorsun.Gözlerinin içinde sakladığın
resimler bir akşam üstü ayışığına bakarken orda
canlanıyor.Kimseye ne gördüğünü anlatamadan bakakalıyorsun.Belki seninde
kulaklarında bütün evreni kaplayan bir senfoni çınlıyor.Belki işte o an
o ay ışığının aksinde sen ve ben oluyoruz.Kimse görmüyor.Sonra
sen yıllar öncesinden çıkıp ellerimi tutuyorsun,bu güç bizi
yenilmez yapıyor,tüm dünyaya meydan okuyan kocaman iki yürek
oluyoruz.Tek yürek olmak bize göre değil biliyorsun.Sen ve ben içimizdeki
turnaları özgürce uçarken seyretmeyi seviyoruz.Ne sen bana esaret
oluyorsun ne ben sana mecburiyet.Biliyorum ki biz sadece cesaret oluy
oruz birbirimize.Yaşamak için.Ötesi yok.Çılgın yağmurlar
altında yürümeyi düşlüyorum.Ayaklarımın değdiği yerlerde
balçıkların içindeyken engin denizlerde kulaç atıyorum.Islanmak,çamura
bulanmak hiç umrumda değil.Bağıra çağıra şarkılar
söylüyorum.Yanımda sessizce yürürken yüzündeki masum gülümsemeyle mutluluğum çoğalıyor. Biliyorum ki sende benim gibi ağırlaşan ayaklarına
inat hafiflemiş yüreğinin huzurunu taşıyorsun gittiğimiz
yerlere.Karanlık aydınlığa dönüyor gözlerimizde.Bilmediğimiz daha önce
hiç gitmediğimiz sokaklarda, arsalarda geziniyoruz.O sokaklar bize hep
gitmeyi istediğimiz uzak diyarlar oluyor.O diyarlarda sadece var
olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.Sadece insan olmanın bedensel
ihtiyaçları zorluyor bizi.Yoksa ruhlarımız bizden bile sıyrılmış yaramaz
çocuklar gibi savruluyor ordan oraya.Baktığım yerlerde senle aynı
şeyi görmeyi o kadar özledimki.Belkide bundan yalnızlığım.Bi
r kızıl toprak mı olur,yüzyıllar öncesinin kalıntılarında
yaşanmış hayatların hayali mi,bir akşam gün batışında denizin
aksinde yakomozların sihri mi,gün doğarken açıp pencereleri
toprağın kokusunu ciğelerimin taa içine çekerken hafif bir esintiyle
kımıldayan yeni yetme bir fidanın ayakta kalma inadını seyretmek
mi,sonsuz gibi görünen beyazlıkların zirvesinde sana içimdekileri
haykırmayı düşlemek mi,radyoda çalan şu türküleri gözlerinin içine
bakıp ta nice ezilmiş insanların acısını yüreğimizde hissetmek
mi…Bilmiyorum.Özlerken seni ,içimde kopan fırtınaları nasıl
olupta dindirebildiğimi bilemeden, kendime yaklaşmanın sevincini
yaşıyorum ya,biliyorum ki ondan artıyor sana olan özlemlerim.Hep dediğim
gibi yokluğun varlığından çok yakarken içimi,varlığın hep
benden uzakta tuttu seni.
Ankarayı özlüyorum diyorum ya hep.Neyi özlediğimi
düşünüyorum,özlediğim boş sokaklar ,köşe başı simitçiler,bozuk kaldırım
taşları değil ki.Sokaklarda yürüdüğüm insanlar,simitleri
beraber alıp yediklerim,kaldırımlarda izini bıraktığımız
dostlar.Sevdiklerinden uzakta kalmanın acısı sadece biliyorsun.Ve şimdi öyle
tuhaf ki halim.Ne buraya aitim ne oraya.Herkes bana yabancı yada ben
herkese.Bu yabancılaşma duygusu öyle kötü ki.Oysa beni bilirsin
sevdiklerim ben olsun isterim, bende onların yüzü.Olamıyorum
ya,kendime olan yüküm artıyor.Belkide o yüzden zamanla daha çok kendime
kapanıyorum.Böylece bendeki benler çoğalmazsa yalnızlığım beni
yormaz sanıyorum.Ama olmuyor.Hep başka hayatların parçası
olmuş,başka yüzlerde yansıyan dostlar…Ve dost olamayacak kadar kendine
kapalı hayatlar.Belkide o yüzden hep uzak diyarların hayalini
kuruyorum.Tanıdık kalabalıklar içinde tek başınadalıktansa ,tanımadığ
ın kalabalıkların parçası olmak.Kolayamı kaçıyorum,kaçmaktan
yoruldumda ondan mı susuyorum.Bilmiyorum…Hani bizim sokağın
başındaki metro durağında ayrıldığımız gün.Şimdi düşününce
aynı anı yaşasam bütün o betonlar üstüme yıkılacak sanıyorum.Ama
o anın içindeyken de gözümde iki damla yaşla seni metroda
uğurlayıp merdivenlerden usulca çıkıp ağır adımlarla
yürüdüğümü,kendimi bugunki yalnızlığıma attığımdan habersiz yenik ve biraz
kızgın ordan uzaklaştığımı hatırlıyorum.Yıllardır hala ordan
geçtiğimde o merdivenlerin başında bekliyor olacaksın ,yada hep
ordaydın hiç uzaklaşmamışsın gibi gözümü dikip insanları
süzüyorum.Hiç olmadın şimdiye kadar orda belkide hiç
olmayacaksın.Yinede yıllarda geçse üstünden orda bıraktığım hayalini orda bulma
ümidimi kaybetmeyeceğim.Çünki sensizliğimin gerçeği sadece orda
saklı.Binlercesi o durakta kalabalıklar arasında gidip gelirken
belkide seni canlı tutuyorlar devinimleriyle.Belkide benim
sevdamı.Belki yenilmişliğin ,kaybedişimin belgeseli orda yaşananlar.Ve
nasılda yakışıyor bize o durağın duvarlarında satılan kitaplar.Belki
bir gün benim hikayemde soğuk taş duvarların üzerinde seni
bekleyecek ümidi eskitmiyor içimdeki acını.
Çevreme bakıyorum da kavuşanlar hiç sevdalı değil artık.
Televizyonlardaki aptal dediğimiz ama illa bir iksini seyrettiğimiz dizierde
de öyle. Hep özleyenler sevdalı. Kavuşunca sahip oldum duygusu
yeniyor herşeyi.Ne kötü değil mi.İstemek sadece sahip olmakla ilgli
bir şey.Sahip çıkmakla değil.Değer vermek ,değer görmekle.Sadece
hatırlamak hatırlanmakla ilgili değil.Hani bundan yıllar önce,bir
bayram sonrası eve döndüğümizde,o kadar yıkılmış ,o kadar
bıkkın ve küskündün ki hayata.Bana sarılmış hiç bırakmak istemeden
sadece ağlıyordun.Çünki sevdiğin insanlardan biri hayata yenik
düşmüş,kırılmış,hayalleri yitip gitmişti.Sende onun tüm
acılarını yüklenmiş bana gelmiş,bana sığınmıştın.Sende biliyordun
ki senin acılarının sorgusuz tek paylaşımcısı bendim.Bana o kadar
muhtaç hissediyrdun ki kendini ,sen tek başına dayanamaz bu yükü
taşıyamazmışsın gibi geliyordu sana.Günlerce sadece ağladın.Kucağımda yaşlı gözlerin ve çaresiz bakışların dudağında
hadi evlenelim sözcükleri…Seni bu denli severken bile sana evet
demedim.Sensiz bir an bile düşleyemezken bile senli geçecek bir hayata
niye hayr dedim hiç düşündünmü?Sadece bir liman olsam sana
sığınacak sen başka zaman ve başka bir yerde gerçekten seveceğin bir
yürek arayacaktın.Sana sığınmasına izin vereceğin,başını
dizlerine yatıracağın yaralı bir yürek belki.Oysa sen benim başımı
hiç dizlerine yatırmadın ki.Seni kendi sevgime mahkum etsem sende
bende mutsuz iki yürek olacaktık.Ben seni özgür bırakmayı seçtim
sende bir kuş gibi uçup gittin.Sen Beni bırakıp giderken cami avlusuna
bırakıp kaçacağın bir bebek sanıyordun.Oysa ben sensiz kalınca
senle yaşamayı öğrenecek kadar sen oldum.İkimiz beraber bir cami
avlusunda yalnız kalmış iki bebek olduk belkide.Ne sen bana gelebildin
ne ben sana.Yürüyemeyecek kadar küçük ,konuşamayacak kadar
dilsiz ,kelimeleri yitik iki bebek.Şimdi yıllardır biriktirdiğim
kelimelere boyun eğemeyen ben,sessiz çığlıklara
boğuluyorum.Duyuyormusun?Şahin demişti ki sen bir kelebeksin.Ama o omzunda konduğunu görmüyor. Şimdi öğrendimki yaralı bir kanatla kelebek hiçbir işe yaramıyor.
Ben denizleri çok severim bilirsin. Ruhumun aynası gibidir sonsuz
mavilikler. Hep bir kıyı kasabasında yaşasam diye geçirmişimdir
içimden. Balık kokmalı ,yosun kokmalı etraf.İnsanlar kendi
halinde,daha iyisi için değil o günü yaşamak için yaşamalı orda.Karın
tokluğuna derler ya öyle belkide.Bahçesi olmalı evimin.Ev iki katlı
ahşaptan olmalı.Yürüdükçe sesini duymalıyım
varolduğumun.Bahçede çiçeklerim olmalı rengarenk.Her gün sabah çiçeklerimi
sulamalı koklamalıyım.Önümde uçsuz bucaksız mavilikler bana hayatı
anımsatmalı.Orda hayata yenik düşmeli ,savaşlara son vermeli huzura
kulaç atmalıyım.Hani hatırlarmısın seninle bir deniz kıyısında
oturmuş akşamın gün batımında suskun ve yaşlı gözlerle
seyretmiştik mavilikleri.Ağlamaya ne bir sebep vardı ortada ne
dudaklarımızdan dökülen iki kelime.Ama gözyaşları için yetiyordu bakmamız
birbirimize.Ellerimizde kadehler yudum yudum içmiştik ayrı kaldı
ğımız zamanların sızısını ,ayaklarımızın altında çakıl
taşları.Tüm evren bize dönmüştü o dakka.Bizi çevreleyen
hiçbirşey yoktu.Keşke o sahilde o tahta sandalyelerde kalsaydı
ömrümüz.Gittiğin gece o sahilden uzaklaşıp,nerden bilirdim dönüşünde
getirmeyecek sendeki beni sana,bendeki seni bana.Keşkeleri sevmezsin
bilirim.Keşke demeyeceğim.Ama bu özlemek beni çok yoruyor.Hala o evin
balkonunda demli bir çaya hasret , seni bekliyorum.Bensiz kalmalar
yormadı seni belkide hiç.Belkide hiç ben anlamadım sendeki beni.Oysa
keşke saklasaydım içi acı dolu hasret kokan mektuplarındaki
beni.Keşke demeyeceğim ya keşke sen…keşke ben…
*Zaman içinde serüven gibi yazmak inan. Okulun son günü.
Bütünlemeden çıkmışım. Derdim ne okul ne sınav. Sadece otobüse yetişmek
için çırpınıyorum. Nasıl koştum, nasıl bindim o otobüse
hatırlamıyorum. Gün nasıl döndü aydınlıktan karanlığa. Yanımda
oturan kadına da seni anlattım mı acaba. İndiğimde otobüsten o hiç
bilmediğim şehirde, bilmediğim biryerde, bildiğim insanlarsada
karşımda duran görmek istediğim tek kişi sendin. Sabahı nasıl ettim.
Banliyö trenine nasıl bindik o kocaman kapıdan nasıl geçtik
bilmeden sana geldim ben.Etrafta birbirinin aynı binlercesi varken sen
nasıl iliştin gözüme hatırlamıyorum.Nasıl sarıldım sana,nasıl
kokladım.Seni ordan nasıl çıkardık biz.Nasıl geldin bizimle.Ve o bir
gün nasıl da biz olmuştuk yine.Özlemlerin elinden kurtulup biz
olmanın huzuru şimdi bile yüreğimde.Ve ertesi sabah seni yine bir tren
istasyonunda bırakıp o hiç bilmediğim şehirde hiç bilmediğ
im biryerde nasıl da yapayalnız kalmıştım ben.Belki şimdiki
yalnızlığımdan bile öte bir yalnızlıktı o.Sanki o gün hiç
ayrılmayacağımız bir hayatın başlangıcı gibiydi.Ama sonra sen
binlercesinin birbirine benzediği yerden yüzlercesinin olduğu yere
gittiğinde mesafeler uzayıp ta yine başkalarının acısı içine işleyince,kendini benden alıp onlara verdin.Belkide ordan ayrılacağı son gün kolu kopan arkadaşının elindeydi bana duyduğun sevdan.Devrilen bir kamyonetin içinde savrulan bendim belkide.Kaç geceler ağladım sabahlara kadar kendime mahkum. Kaç zaman kahrolmak ne demek anladım ben.
Gittin…
Turnalar gitti…
Kardelenler açmıyor…

Gelme diye ne kadar yalvardım kendime. Yol boyu saatlerce yürüyüp
belkide yıllar sonra ilk defa cesaret edip kendi sesimde seni duymaya
,gelme dedim.Aklıma gelme,yüreğime gelme.Gelme derken bile korktum
yalnızlığımdan.Omzumda bir el gibisin sen.Düşeceğim yerden beni
tutup sürükleyen.Dursa bütün zamanlar diyorum bazen.Akışı olmasa
yaşamın.Ötesinde ben ben gibi kalsam,sen sen gibi…Ve diğerleri hep
kendi başlarına olmanın huzurunu yaşasalar biran. Sınırlarını
kaldırsak kelimlerin. Söylenmesi yasak kelimler dilinden dökülse
herkesin. Tüm kızgınlıklar, nefretler, sevdalar bağırarak söylense
dillerden. Tüm azabı silinse içimizde biriktirdiklerimizin. Bir
volkan gibi patlasa yürekler ve ötesi olmasa zamanın. Kimse hesap
sormasa hissettikleri için birbirine. Belki o zaman benimle ötesi yok
zamanın birinde sadece elin elimde, gözlerinden aydınlanan dünyama bir
dost ,yoldaş olursun.Ve elin elimde zamanların hesabını sormaz k
imse bana.Ben haksızlık yapmış olmam kimseye gözlerinden
aydınlanan dünyamın adına.
Şimdi içimde kocaman bir boşluk var. Yoruldum bunca hatırayı
yaşamaktan. Sana yazmak seni yeniden yaşamak gibi her ana eklediğim.
Başka bir benin yerine geçip şimdi biraz dinlenmeliyim. Senli
zamanlarımın hakkını vermek için umudu yok bir bekleyişin, geleceğinden
korkarak geçen zamanın elinde ayakta kalmak için…
Yeni bir tükeniş başladı içimde yine.Bu bitip yeniden varetmeye
çalışmalar o kadar zorluyor ki beni.Daha dün sana yazarken o kadar
ben olmuştum ki.Şimdi ise içimde hiç tanımadığım biri hayatıma
yerleşmek üzere gibi geliyor bana.Korkuyorum.Bir an gelecek ve ben
birdaha kendim olamayacağım.Bu karamsarlık da beni korkutuyor.Umudumun
eksildiği yerde başlıyor kayboluşlarım zaten.Biliyorum umudu
yitirme diyorsun.Ama kolay değil.Sende yaşıyorsun.Akşam olacak hiç
istemediğim yerlerde hiç ben olamadan konuşacak,gülecek,beni biraz daha
yok edip yastığıma başımı dayayıp biraz daha ömrümü
eksilteceğim.Yaşamayı severken delicesine,bu kadar dışında kalıp eksilmek
zamanın elinde çok acı veriyor bana.Korku ve acı kelimesi beynimde
dönüp duruyor.Sanki bunları süslemek için yanına ,önüne
,arkasına kelimeler türetiyorum.Senin karamsarlıklarına kızardım ben
hep.Yüreğine söz dinletemeyişinin düşmanı olurdum.Sanardım k
i güneşi görmüyorsun,çocukların kahkahalarını
duymuyorsun.Şimdi anlıyorum ki tüm güzel şeyleri görüpte içine dahil olamamak
daha da alıyor o dipsiz girdabın içine insanı.İsmi konmuş
dertlerin ilaçları var ya hani.Ben bu halimide sonuna kadar hakkınca
yaşamak istiyorum biliyormusun.O ilaçlarla uyuşmuş beynim bana daha çok
düşman olur sanıyorum.Tek istediğim konuşmak…Belki
saatlerce,günlerce,aylarca…Benim bile bilmediğim kelimelerle…Ne anlattığımı
bile duymadan.Gerekli olan tek şey dinleyecek bir dost.Dostlar
kaybolalı beri ,içimde çoğalan benleri taşıyamıyorum.Belkide ondan
yalnızlığım.
Hüzünbaz sevdamın elindemi kahroldum, bu kaldırım taşlarına
düşman olduğum şehrin içinde mi , gidememek mi çıldırtıyor yoksa
kalmak zorundalıklarmı ,bu hiç birşeyden haz almayan ruh mu deli
ediyor beni …Aynada yansımalarımdan kaçalı çok oldu zaten.Basılı
kağıtlardan yüzümü saklayalı asırlar gibi.Yüzümün aksine
ruhum yansımayınca içim çok acıyor inan.Bu acıyı azaltmak için
çoğalıyor belki yalnızlığım.

Ebru Erdem