öyle masum durmaz aşk,
ve öylesine de yaşanmaz hiçbir zaman.
ya alacaklıdır olabildiğine
ya da ruhunu verecektir tüm benliğiyle.
öyle kolay yaşanmaz da
soluk soluğa ölebilmesine sevilir
sevilmesen de nefret edilsen de
sen sevmelisin çiçeği koklamasan da.
bedeli de o kadar hafif olmamalı
ağladı mı gözlerin şişmeli, kabarmalı
vazgeçerkenki yüreğindeki kabarıklık
damla olabilmeli süzülebilen
ve yeryüzüne düşmeye yakın
buharlaşabilen, yeryüzüne düşmeyen.

öyle masum hiç olmadı aşk,
can aldı Azrail oldu bazen
ve pazarlığımızın en kör noktasında
deliler gibi yaşandı, anlamsız
başlangıcın taahütüdür ayrılmak
alnına çizilen harita varken
ne sen seçebilirsin kötüyü
ne ben senin kadar iyi olabilirim
oysa ikimiz de can çekişeceğiz
bakalım kim neyi anacak son nefeste.

öyle masum anlatılmadı aşk,
sana seni anlatayım mı az biraz öylesine
ne kaş, ne göz, ne başka bir suret
siluetin olsaydı da karanlık bir sokakta
ve en can alıcı ışıklar yetmeseydi sana
hatta hiç olmamışsın gibi mesela
‘insan saatlerce bakabilir denize’
bir deniz kıyısı bankındayız
saklamalı içimdeki tüm kelimeleri
her kendiyle konuşanı deli sanma
hepsi günahsız mırıldananlar dışında
sana dokunmak nefesimle yeter bana
sadece bir kez bile gözlerine düşemem
sen her nokta koyuşuma bitti dersin
ben her satırda yeniden başlarım sana.