SiirHayat.com

Arsiv March, 2008


Sevgi Üstüne

29 March 2008 Yazan* | Kategori* Denemeler

Sevenlere değil, asıl dünyada sevmeyen, sevemeyen, sevilmeyen ve
sevmesini bilmeyenlere acımalı. Sevebilen insan yaşamı, yaşamın
derinliğini, kendini ve ruhunun iç derinliğini keşfeden insandır. Aşk
değil midir insanı erdemleştiren, güzelleştiren dostlar?
Derinliğimiz, güzelliğimiz aşktan değil mi? Oysaki aldığımız kültür,
içinde yaşadığımız sistem ve zaman o kadar sahte ki…
Gülüşler, dokunuşlar, bakışlar sevgi sözleri bile hepsi sahte geliyor
insana.

“Benliği hor ve hakir kılıp, insanı yükselten aşk ve sevgidir.
Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir. Tamah ise alçaltandır. Sevgi
insanın, öfke ise hayvanın temel hasletleridir. Sevgi güneştir,
ama kusurları örtmede gece gibi olun!” der Mevlana.

Aşk hilesiz sevmektir dostlar ve sevgiyi taa ruhunun derinlerinde
hissedebilmektir. Bence sevebilen insan talihli insandır, güzel
insandır, erdemli ve saygın insandır. Saygınlığı ve sevilmeyi hak eden
insandır.
Yönünü sevgiye çeviren insan çevresine sevgiyle, saygıyla
bakmasını, yüreğini düşmanlıklardan, kirlerden; kinlerden
arındırmasını da bilir. Çünkü insanın içindeki canavarı dizginleyen bir
güçtür sevgi. İçinde sevgi, merhamet taşımayan insanın, acıma
duygusu da olmaz, düş kuramaz, düşünemez.. Dolayısıyla içinde
sürekli başkalarına karşı kin, nefret, kötülük besler.
Merhametsiz, acımasız ve zalim olur. Oysa ki, insan olarak her insanın mutlak
sevmesi, düş kurması, düşünmesi, gülmesi ağlaması gerekmiyor
mu? Hani ünlü bir söz vardır ” Yürek yanmayınca göz yaşarmaz.”
derler ya, işte onun gibi bir şey.

Ben insanın maddiyatına ve mevkisine değil, insanın kişiliğine,
insani değerine önem ve değer verilmesinden yanayım. Görünüşe ve
şakşaklara aldanmamak gerekir. İnsanın insani değerleri içinde,
ruhunda ve gözlerinde saklıdır. İçinde çirkinlikler besleyen
insanı hangi makam, hangi maske, hangi elbiseyle donatırsanız donatın,
çirkinliğini gözlerinden görürsünüz, bakışlarından
anlarsınız.

İnsanın niteliklerini ve sevme yetilerini geliştirerek
tırmanacağı yüksek düzeye; nitelik ve erdem basamaklarına ancak sevgiyle
çıkılabilir. Sevgisiz bir insan, vicdanını devreden çıkardığında
yapamayacağı haksızlık, yapamayacağı vicdansızlık,
düşünemeyeceği kötülük kalmaz. Yani sevgiyi, merhameti yüreğinden
dışlayan bir insan, alçalmayı seçmiş demektir. Vicdan devreden
çıkartıldığında, insani hiç bir parıltı, hiç bir değer kalmaz insanda
ve o insan alçalmayı seçmişse zaten ineceği düzeyin de sınırı
olmaz, alçaldıkça alçalır.

En sevilmeyen insan tipi i çıkarcı, yalancı, iftiracı, içten
pazarlıklı, hani derler ya saman altından su yürüten ya da yılan gibi
yanına yaklaşıp gizlice sokan, insani hiç bir nitelik taşımayan
yalaka tiplerdir. Bu tip insanlar her yerde mevcut. İhtiraslarına
ulaşmak için izledikleri yol, yöntem ve entrikalarla alçalabildikleri
kadar alçalırlar.

Sevgiden ve kitaplardan korkmamalıdır insan. Sevgiden ve kitaplardan
korkan kimseler, içlerinde aydınlık taşıyamazlar. Çağı da
yakalayamazlar. Günümüz insanının ve gençliği; bir tuzağa
düşürülmek isteniyor.Ucuz tv programlarıyla (kitaptan ve gerçek sevgiden
uzak), günübirlik aşk dedikodularıyla insanlar uyuşturuluyor.
Kendilerine ucuz, kalitesiz tv programları izlettirerek, insanlar okumaktan
uzaklaştırılıyor.Kitaptan yoksun yaşamak ise, insanlarının
doğruyu bulmalarını zorlaştırıyor. Oysa herkes biliyor ki, tarihte
yükselmenin, gelişmenin ve aydınlanmanın yaşandığı zamanlar;
yüreklerin kitapla ve sevgiyle beslendiği çağlardır. Savaş, karanlık,
cehalet ve düşmanlık dünyanın ve insanın başına sürekli
felaketler, belalar getirmiştir.
Sevgi ve vicdanınızla başbaşa kalın diyorum…

Halil Karanfiloğlu

Sessizliğin Çığlığı

29 March 2008 Yazan* | Kategori* Denemeler

İnsanın sessizliği değil midir çığlıkları başlatan; durduğu yer, baktığı an değil midir onu buğulayan yağmur gibi yeryüzüne yuvarlayan..
Sakin kokan bir günün içinde olamaz mı bas bas bağıran bir deniz, yok mudur
o dalgaların kalkmasının sebebi.. Susar susar insan hiç konuşmaz bazen,
bakar sadece uzun uzun, düşünür hep düşünür. Yumar gözlerini hayata, görmek istemez, duymak istemez hiç birşey, istemez etki, istemez rüzgar, korkar çünkü çığlıktan…
Sadece umuttur dediğim, ümittir aslında, kendine verdiğin umut kendinden
aldığın umuttur, bahsettiğim..

Rejy

Sensizlik Sessizliği

29 March 2008 Yazan* | Kategori* Denemeler

Günler günleri telaşla kovalıyor, aylar ayları takiple kapatıyor. Fakat yüreğim yırtıldığı, rüyalarım kırıldığı halde yine yoksun.
Yoksun kalan hicran derdimle, sensizlik sessizliğinde karanlığın giysisini
giyen gölgeni arıyorum. Ufukların kanlı yüzüne ismini ve cismini
sarıyorum. Gecenin karanlığına boğulan Üsküdar pencerelerini, gemilere
kılavuzluk yapan fenerle tarıyorum. Fenerler; rüyalarıma yavuz, biriken
gözyaşıma havuz, sensizlik körlüğüne kılavuz oldular… Kız kulesine
fırlattığım hüzün taşları, yorgun duvarlarının canı yanarak acımla feryat
ediyor. Deli dalgalar gözyaşımı yutarak, bilinmezlerin kara fanusunda
kapanarak iradem hapiste kaldı. Sensizlik sessizliğine gömülen,
kaldırımların kalabalığıyla sürülen ruhuma yaklaşarak bir santimde olsa tebessüm
ver, benliğinden bir gramda olsa bakış ser. Umutsuzluğun sıkan
cenderesinde boğulacak gibiyim, Uzakların bıkan enderinde ba
ğıracak gibiyim… Sana olan özlemim darağaçlı intizarıma dayanarak
gönül yasımla yandıkça yanıyorum, kalemim mürekkepler tutarak kanlı
hüzünle battıkça batıyorum, bedenim Karacaahmet’in ölüm soluğunda yattıkça
yatıyor. Düşlerim sönük, sözlerim donuk kaldı, beni benden aldın.
Dudaklarımı tellendiren melodiler, duygularımı seslendiren şiirler, ellerimi
terlettiren işaretler seni söyler bana. Ah..! sevginin çilesinde çiçek
bahçeleri kuruyarak kopan ızdırap çığlığım… Ah..! yaşamımın filesinde
topladığım dilek sayfaları tutuşarak deryanın serinliğine bıraktığım
küllenmiş kaşım. Ah..! hayatımın direğinde yükselen sevda kubbesi
yıkılarak koparılan başım. Ah..! zamanımın dişlerine atılan taşlar: Hep
seninle akar, yüreğim seninle bakar.

Özkan Karaca