SiirHayat.com

Arsiv Mart, 2008


Vazgeçemediğim Fakat Ulaşılmazımsın

30 Mart 2008 Yazan* derya | Kategori* Denemeler

İnsan sevdikçe tanır kendi benliğini psikolojide.Bende seninle konuşurken yaşamın tadına varıyorum.Yaşamın tadı,var olduğunu ve birşeylere değdiğini hissetmek.Günlük yaşamdan çok farklı arada bir çıkar davası yok sadece sen ve ben ikimiz istediğimiz için burdayız. İşte benim istediğim sistem bu olmalı sömürüsüz, duyguların ve düşüncelerin esaret altında olmadığı bir dünya..
Gülümsemeni anlatabilmeni isterdim,yanaklarındaki tebessümüde. Helede
gözlerin masmavi ve masum olmalılar.
Korkularım var yarınlardan ama unutmamak gerekirki yarınlar aydınlıklarla dolu.Yarınlar senin, senin ve sevdiklerinin.(Derim hep geceyi hiç sevmem.Tek istediğim avuçlarında kalmaktı,avuçlarına sığamasamda düşlerinde gezerim. Unutmaki yüreğim sadece senin. Ama sendeki yürekte bana ait bişeyler yok, o yürek başkasının istesemde istemesemde..ve her akşam giderken yüreğime basa basa gidiyorsun..
Yaşama başladığımızda herbirimize birer ıslak mermer ve ona işleyebileceğimiz avadanlıklar verilir.Bu mermer blokları kimimiz işlenmemiş el değmemiş biçimiyle ve tüm ağırlığıyla arkamızda sürükleriz ya da parçalayıp çakıl taşı gibi döker yerelere saçarız, yada görkemli bir biçimiyle onu işleriz., ona ve dolayısıyla kendi yaşamımıza örnek oluşturacak bir biçim ve anlam veririz..
Nedenli nitelikli ve hak eder olursak olalım iyi bir yaşama ancak bunu kendimiz ona sahip olma iznini verdiğimiz zaman ulaşırız..
Kolay yaşam hiçbir şey öğretmez.Her güçlü düşünce kesinlikle hayranlık uyandırır.
Dünyada kalış sürecimizi tamamladıktan sonra önemli olan tek şey sevmeyi ne denli başarabildiğimizdir..
SEVGİ..
Bazen umuttur tren garlarında, bazen gemidir limanlarda
SEVGİ..
Bebelere benzer derler bebelerin avuçları pembedir çünkü hiç haram tutmamıştır..
SEVGİ..
Bulamazsın buluncada ulaşamazsın.
Yanarsın,tutuşursun feryadın göklere ulaşır …
VAZGEMEDİĞİM FAKAT ULAŞAILMAZIMA…

Nur Tanesi

Var Olacak Kadar Çok Muyuz?

29 Mart 2008 Yazan* derya | Kategori* Denemeler

Bir parkta oturup, kim bilir hangi serüvende kendini ve hayatı sorgulayan bir adam aynen şu cümleleri tekrarlıyordu…

“Bu hikaye bitti, bitti!Ah, mutluluk neymiş anlayamadım”. Kendini ve hikayesini
not alan sessiz yazardan henüz haberi yoktu”.

Adam kendini ve hayatını belki de ilk defa çekinmeden soruyordu. Bir adamın derin düşünceleri, sorgusu, ve derinlerde kayboluşunu ‘ekranlarınıza’ getirmekten onur duyarım. Özay Film sunar…

“Hayat birçok sürprizleri bünyesinde barındıran bir haindi. Yolcular üşüyor, çocuklar hastalanıyor, palavracı siyasetçiler pembe tablolarla ömür geçiriyorlardı. Burası Anadolu’ydu. Gerçeği yaşayan, “yalanı” söyleyenlerle doluydu etrafım. Açtım, sigarasızdım. Beynim soğuktan olsa gerek pişmanlıklarımı bana anlatıyor ve incitmeden küfürler savuruyordu. Hayat neydi?Sürekli bir yerlerinizin kanatıldığı bir ring mi?Neydim ben?Buralarda ne işim vardı?”

Böylelikle kendine en zor soruyu soran adam, o dingin adam, kendi hikayesini derin derin merak ettiriyordu. Hani tabiri caizse çok toz yutmuştu, hırpalanmıştı, belliydi. Omzunda henüz kalkmış bin yıllık yükü vardı sanki. Uzun uzun düşünüyor, sanki başkası kulaklarına fısıldıyormuş gibi devam ediyordu, soluksuz ve bozuk bir kaset gibi takılıyordu.

Neydi onu bu kadar rahatsız eden? Hiç rahatsız olmamak mı? Belki de evet. Hayat bir film gibiymiş. O kadar gerçek, o kadar yalancı ve o kadar geçici. Belki de haklıydı. Adam belki de hiç olmaması gerekecek kadar haklıydı.

Neden sonra devam ediyor yalnız adam;
“Buldum” diyor “hayatın manasını buldum”. Ve o korkunç gerçeğimizle yüzleştiriyor bizi; “İnsan doğada hep ne araması gerektiğini arar. Ömrü ve beyni ne araması gerektiğini bulmaya yeterse benim gibi tımarhanelik olur”.

Yıllar önceydi bu “ADAM”la tanışmam. Konuşmasını ve gerçekliğini kıskandım. Söyledikleri ve yaptıkları cesaret istiyordu. Onun kadar gerçekdaş değildim. Zaten olsaydım, ömür boyu bu soruları düşünüyordum. Kendime bir yalan söyleyip soruların tümünü sildim. Tüm insanlar gibi. Eğer cesur düşünseydim, O SORULARIN TEK BİRİNİN cevabını bulmak için yıllar verirdim. Bu yalnız adam öyle okkalı sorular soruyordu ki. . . Belki de hiç bilinemeyecek kadar zor. Her soruya verdiğin cevap içinde daha büyük sorular uyandırıyordu. Hani çığ gibi büyüyordu. İşte onlardan not alabildiklerim.

“Bir insan kendini ne kadar tanıyabilir?Bence gerçek odur ki sen kendini bir başkasından daha az tanırsın. Beni en çok yıpratan şey de bu. Kendine bu kadar yabancı olan bir sefil, kendini tanıyamayan bir sefil kimleri tanısın? Kimlere kendini tanıtsın? KENDİNE GÜVENMEYEN KİME GÜVENSİN?

Bir insan ne kadar istese de ancak karşıdan görülebildiği gibi midir? Gerçek nedir? Kime göre değişi? Heh. . Benim ki de soru ha! Gerçek bu, kime göre değişmez ki? Gerçek değişiyorsa aslında gerçek değil midir? Yalan ve gerçek birilerinin uydurduğu değerler silsilesi midir? Şu an var mıyız? Yok muyuz?Var olduğumuzu da, yok olduğumuzu da ispatlayabiliyorsak, İSPAT NEDİR? Var mıyız? Yok muyuz? Aslında var mıyız? Yoksa aslında yok muyuz? Asl olan ne. !?. Düşünmeliyiz uzun uzun, ACABA VAR OLACAK KADAR ÇOK MUYUZ?
Şimdi soranlar olur. . Bu hikaye ne kadar gerçek? “Cevap belki de hiç yaşanmamış kadar gerçek”. “Hiç yaşanmamış gerçek var mıdır?”. “Yaşayan gerçek , yaşamayan yalan, yaşanmamış. . yaşayacaklar da var…offf…. “Böyle kıvranmaya başlar insan. Tavsiyemdir. Her zamanki gibi yapalım “bunlar boş işler, safsata”, “KAFA YORMAYA DEĞMEZ. ” Diyelim, tıpkı her zaman ve herkeste olduğu gibi….

Murat Özay

Sönmüş Izgarada Laf Çevirmek

29 Mart 2008 Yazan* derya | Kategori* Denemeler

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken,Yaşlı bir adamın biricik oğlu varmış.Onu herkezden her şeyden sakınıp saklarmış.Asla bir iş yaptırmaz oğlunun yorulmasını bile istemezmiş.Yaşlı adamı oğluna bukadar düşkün yapan şey aslında eşine ölürken ki verdiği sözmüş.Başkada hayatta kimseleri olmadığı için oğlunu hep gözünün önünde olsun istermiş.Bu olayı okadar abartmış ki yaşlı adam,oğlunu okula bile göndermeyip kendisiyle beraber işe götürürmüş.Kasabanın nalbant ustasıymış o sıralar hemde oldukça hatrı sayılır,işini iyi yapan birisiymiş.Ancak burada bile oğluna kıyıp iş yaptırtmazmış.Geceleri bir öğretmen gibi kıyamadığı oğluna okuma yazma öğretirmiş.O dönemde sokak çeteleri çok yaygın olduğu için onu kasabaya alışverişe bile yalız göndermezmiş.

Derken efem günler dönmüş aylar olmuş aylar yıllara dolmuş küçük oğlan yağız bir delikanlı olup çıkmış ortaya.Boylu poslu enli endamlı yakışıklımı yakışıklı olmuş.Ama malesef her şey var gerisi yokmuş.Genç delikanlının elinden bir iş gelmezmiş.Eee dedik ya zaman geçti diye,yaşlı adamda pek yerinde saymamış hani.Epeyce elden ayatan kesilmiş artık.Hayatta tek varlığı olan oğlunun eline kalmış.Ama genç delikanlı ne yapsın,babasınamı baksın,dışarıda yüzyüze kaldığı hayatımı tanısın yoksa gidip kendine bir işmi arasın?Kabuğundan çıkamamış salyangozlar gibi hisedermiş kendini.Ve nereden başlayacağını bilemediği için bocalayıp dururmuş.

Bir gün genç delikanlı eve geldiğinde,babasını yatağında çok bitkin bir vaziyette yattığını görünce koşarak yanına gitmiş.<İymisin neyin var> diye sormuş delikanlı.Babası sesini çıkartmamış.Oğlu birdaha sormuş yine ses yok.Ancak yaşlı adam ölü değilmiş neden susarmış peki diye düşüne dursun oğlu.Kahraman genç delikanlımız tüm gayretini toplayıp yataktan doğrulmuş ve üstünü giyinmeye başlamış.Oğlu hayretler içinde babasını seyrederken bir yandan da < baba neyin var bir şey söylesene >diyormuş.

Genç delikanlımız bir hışımla epeydir kapalı olan nalbant dükkanına gitmiş tabi oğluda peşinden.Yaşlı adam hem nal çakıyormuş hemde biryandan mırıldanıyormuş.Oğlu daha fazla seyirci kalamamış babasının o bitkin o bezgin tokmağı sallayışına ve gidip elinden alıvermiş.Sonrada babasını itekaka bir sandaliyenin üzerine oturtup,nalı kendisi çakmaya çalışmış.Babası halen söyleniyormuş ama.Bir iki başarısız denemeden sonra sinirleri iyice bozulan genç babasına dönüp < yeter artık baba ne olur bir şeyler söyle.sabahtan beri mırıldanıp duruyorsun,ne dediğin anlaşılmıyor. >demiş.

Yaşlı adam sonbir gayreti ile ayağa kalkmış ve önünde duran oğlunun omzuna elini koyup< Bak oğlum;ben bunca sene seni anasız büyüttüm.Seni her şeyden herkezden koruycam diye sözverdim karıma.Ama bunu sanırım biraz ben abarttım .Seni korumak uğruna ne okula gönderdim ne arkadaş edindirdim ne de iş öğrettim.Şimdi koca delikanlı oldun ama kendine bile faydan yok.Bunu sana söylerken kendimden utanıyorum aslında.Sebep benim çünki. >der ve ekler < demin mırıldandıklarıma bakma sen. BEN SÖNMÜŞ IZGARADA LAF ÇEVİRİYORDUM >der ve oğlunun gözlerine bakıp sorar < anlamadın değimli oğlum? >
< o sönmüş ızgara sensin oğlum > der yaşlı adam.

*Sanırım bu masaldan sonra hiçbirimiz sönmüş ızgara olmak istemeyiz.Kabuklarımızdan vakti zamanı gelince sıyrılamamanın vermiş olduğu sıkıntıyı anlatan kısa bir masaldı bu aslında.Elbetde ki kabuklarımızdan öyle bir çırpıda kurtulup hayata atılamıyoruz.Ancak bu amaç için araçlarımızı iyi seçip doğru kullanırsak neden salyangoz gibi gereksiz bir ağırlık taşıyalım ki?
Hayatta tüm engelleri dikene benzetirim ben.Neresinden dolanırsan dolan mutlaka bir çizik alırsın.Peki asıl sorun o dikenlerin oluşumu yoksa onlardan çizik almadan nasıl kurtulacağımızı bilmeyişimiz mi?Her dikene bir amaç kaptırırsak sonuca nasıl varırız sizce?Şimdi panik yapmadan bu dikenlerden nasıl sıyrılacağımızı bir düşünelim.Eldekileri değerlendirmekle başlayalım işe.Neyimiz vardı?*HEDFLERİMİZ
——————————————————————————var
*AZİMLİ BİR RUHUMUZ
—————————————————————– var
* DURGUN VE SONDERECE AÇIK BİR ZİHNİMİZ
——————————-var
*İÇİMİZDE BAŞARIYA AÇ SEVGİ DOLU BİR ÇOCUĞUMUZ ———————var
VEEE
*PRANGALARDAN KURTARMAK ÜZERE OLDUĞUMUZ DÜŞLERİMİZ——var

Şimdi işe kabuklarımızı kırmakla başlamaya ne dersiniz?Önce bir gereksizlerimizden sıyrılalım hayata dik duralım.Biz neymişiz görsün bir hayat.Eğileceksek bu saygıdan olmalı hayata.Güç içimizde ve bizde korlanıyor şu an.

Hiç kendimizi kandırmayalım.Kayıpsız hiçbir savaş kazanılmadı kazanılamaz.Bu sebeple yolumuza çıkan dikenlerden korkup geri dönmek olmaz.Üniversite sınavını kazanmak istiyorsan o işe yönelip o işe konsantre olacaksın,sporcu olacaksan çok beden çalıştıracaksın.Hiç bir zafer durduk yere gelmez.Toplumda ne kadar hedefleri olan bireyler olursa okadar çabuk dikenleri tüytüy yapabiliriz.Bu tüylerinde bizim zafer karşısında haklı gururumuzu gıdıklaması hoşumuza gider doğrusu.

Yani toplumsal bilinç ne kadar üst seviyede olursa başarı okadar zahmetsiz gelecektir kuşkusuz.Öyleyse kendi gelişimimize niçin arkadaş,akraba,dostlarımızıda katmayalım.Bu hayata karşı bir eylemse evet eylem yapalım.Yeterki istediğimizi alalım hayattan.Yeterki şu dikenlerden oldukça kayıpsız kurtulalım.

Beynimizi nekadar bedenimizde tutarsak okadar iyi çalışacaktır bu kumanda.Yaptığımız işe,hedefe yönelik tüm benliğimizle kanalize olursak dikenleri tüytüy yapmak çok basit olacaktır bizim için.Sadakatsiz bir başarıya hayatımızda yer yok.Bunun için hayatın bize oynayacağı tüm oyunlara göğüs germemiz gerekicektir.

Sıra hayata pozitif yönden bakmaya geldi.Önce kendimizle iyi geçinmeyi bilmeliyiz.Her sabah uyanırken kendimizi biraz şımartıp günaydın demenin,aynada yüzümüzü yıkarken tenimizi biraz okşamanın ne sakıncası olabilir ki.İnsan bütünsel ve kusursuz bir varlıktır.Bizim kıymetimizi yine biz bilmeliyiz.Bu bakış açımız sonuca yönelik amacımıza,amaca yönelik aracımıza,araca yönelik planlarımıza da yansıyacaktır.

Kısa lafın uzunu;Boş katık mideyi yorar,onun içini doldurmak uğraş ister,emek ister,yorulmak ister,zaman ister.Ya şimdi boş katık yiyeceğiz ya da yeniden korlanmış ızgaramızda hayatı şişe takıp çevireceğiz…

Dikenlerinizin tüy tüy olması dileğiyle…..

Eray Çetinkaya