SiirHayat.com

Arsiv Şubat, 2008


Hz Hud (A.S.) Ad kavmi ve irem şehri (azap) Kıssası (Nesir yazısı)

Nuh tufanından sonra insanlar çoğaldılar

Dünya önceki halini aldı

Yeryüzünün çeşitli yerlerine dağıldı kabileler

Gittikleri yerlere

Yeni binalar

Yeni bağ ve bahçeler kurdular

Ad isimli bir kabilede

Yemen’in güneyine yerleşti

Etrafı güzel, toprağı bereketli bir vadi, suları bol, yağışı bol bir yöre idi

Ad kavmi çalıştı, çabaladı

Etrafı yemyeşil bir hale getirdiler

Sanki yeryüzünün en güzel kentiydi

Binalar büyük sütunlar halinde yükselmişti

Son derece güzel evler, muhteşem villalar yükselmişti bu şehirde

Ad kavmi bu güzel şehre irem adını verdi

Bu irem şehrinde yaşayan insanlar

Uzun boylu, güçlü, kuvvetli kimselerdi

Büyük surlar, sağlam kaleler yaptılar,

Silah ve cephane yapmak için atölye kurdular

Güç ve kuvvet onları gururlandırıyordu

Bu insanları kibir almış yürümüştü

Zenginlik de başlarını döndürmüştü

Diğer insanları küçük görüyorlardı

Memleketlerinin kenarından geçenleri istemiyorlardı

Yanlış işaret koyup insanları şaşırtıyorlar

Sonra yollarını şaşıranlara, kahkahayla gülüyorlardı

Hatta onları dövüp, eziyet ediyorlardı

Bu insanlara eziyet etmekten, zevk alıyorlardı

Akla gelmedik haksızlık ve vahşilik yapıyorlardı

Bu Ad kavmi kimseye, acımıyordu

Hatta Ad kavmi

Taşları, kayaları yontup put yapıyorlardı

Bu putlara tapınıp, Allah’a inanmıyorlar isyan ediyorlardı

Nuh kavminin bu yüzden yok olduğunu da düşünmüyorlardı

Allahü Teala bunun üzerine

Hud (A.S.) peygamber olarak yolladı bu insanlara

Hz. Hud (A.S.) ad kavmine

Allah’ın emirlerini bildiriyor

Putlara tapmayın Allah’a inanın

Kibiri bırakın, kötülüklerden vazgeçin

Ey milletim ben sizin peygamberinizim diyordu

Ve başlıyordu sözüne Allah’ın peygamberi

Allah inanan kullarına cennetini vadediyor diyordu

Ad kavmi Hz Hud (A.S.) kızıyorlardı

Bizi bu yüzden mi topladın başına diyorlardı

Biz babalarımızın taptığı putlardan vazgeçmeyiz diyorlardı

Hz Hud(A.S.) günlerce Allah’ın emirlerini anlattı bu kavime

Allah’ı inkar edenlerden olmayın

Putlara tapmayın Allah’ın azabı gelir size dedi

Bizim şehrimiz büyük kalelerle dolu

Bereketli bir şehir hiç bir şey olmaz

Biz kuvvetli bir milletiz dediler

Kibirlendiler, gururlandılar

Hz. Hud (A.S.) yapmayın ad kavmi dedi

Hz. Hud (A.S.) dinlemediler

Hz. Hud (A.S.) Allah’a dua etti

Yarabbi ad kavmine azabını gönder dedi

Ağladı Allah Hz. Hud (A.S.) duasını kabul etti

Ad kavminin kurduğu irem şehrinde kuraklık oldu

Günlerce yağmur yağmadı

Ekinler kurudu,evcil hayvanlar öldü

Kuyudaki tüm sular kurudu

İrem de yaşayan Ad kavmi şaşırmıştı

Sadece içme suları vardı

Kuruyan ekinlere, bağ ve bahçelerine ümitsizce bakıyorlardı

Hz. Hud (A.S.) son kez uyarıyordu

Allah’a inanın, ona ibadet edin diyordu

Onlar inanmayız diyorlardı

Yine putlara tapıyorlardı

Bu kavim iyice azmıştı Hz. Hud (A.S.) yanlarından kovuyorlardı

Allah Ad kavmine ve irem şehrine azabını göndermek istedi

Bir gün gökte siyah bir bulut belirdi

Ad kavmi kendilerine gelen bu buluta sevindiler

Sevinç içinde ayağa fırladılar

Yağmur bulutu geldi dediler

Putlara taptık, duamız kabul oldu dediler

İrem halkı çılgınca seviniyordu bu buluta

Birden görülmemiş rüzgar ortalığı kavuruyordu

Bütün ağaçları kökünden söküyor,bütün surlar, sütunlar devriliyordu

Bu rüzgar insanları da mahvediyordu

İrem şehrinde taş üstünde taş kalmamıştı

Ad kavmi ve irem şehri yok olmuştu

Bu korkunç fırtına

7 gece, sekiz gündüz sürdü

İnsan ve hayvanların hepsi ölmüştü

Sağ kalan bir Allah’ın peygamber’i Hz. Hud (A.S.) vardı

Allaha inanmayan bir kavim tarih olmuştu

Kuran-ı Kerim de kıssa yerini bulmuştu

İnanmayan bu kavim döndü içi boş hurma kütüğüne

İnanmadı Allah’ın Hz. Hud (A.S.) peygamber’ine

Serdar bu kısayı yazdı size

İnanmayanlar sizde okuyun gelin dize

İslam en büyük bir din

İçinde kalmasın kin

(Dilek.Aksoy.com sitesinde yer alıyor.

Hz. Muhammed’in sevgisi (s.a.v.)

25 Şubat 2008 Yazan* admin | Kategori* Dini Şiirler

BİZE DOĞRUYU ÖĞRETEN
BİZE İNSANLIĞI ÖĞRETEN
BİZE DÜRÜSTLÜĞÜ ÖĞRETEN
ALLAH RESULÜ YA MUHAMMED (S.A.V.)

İNSANLARA KURAN-I KERİMİ ÖĞRETEN
İNSANLARA HAKKI DİNİ ÖĞRETEN
İNSANLARA SEVGİYİ ÖĞRETEN
ALLAH RESULÜ YA MUHAMMSD (S.A.V.)

Hz. Musa (A.S.) (İlahi levhalar) Kıssası (Nesir yazısı)

Yeryüzünde iyilik bilmeyen bir millet vardır.

Kuran-ı Kerimde İsmi zikredilen bu millet yahudilerdir.

Yüce Allah Hz. Musa (A.S.) gayretiyle

Yahudileri firavunun korkuç işkence ve zulmünden kurtarmıştı

Yahudiler oniki kabile halinde sina çölüne doğru ilerlediler

Mukaddes tur dağı civarında konakladılar

Susuz, otsuz, ağaçsız bu çölde

Allah israiloğullarına türlü nimetler ihsan etti

Nerden geldiklerini bilmedikleri

Kudret helvaları, bıldırcın etleri buluyorlardı

Sonra Hz. Musa (A.S.) asa ile bir kayaya vurdu

Oradan oniki pınar fışkırmıştı

İsrailoğulları rahat, huzur içinde yaşıyorlardı

Bir gün Allah Hz. Musa (A.S.) emretti

Yanına ilahi levhaları alarak tur dağına çıkmasını emretti

Allah Hz. Musa (A.S.) şöyle buyurdu

Dağa yanlız çıkacak kırkgün kalacaktı

Ayrıca bu levhaların üzerine

İsrailoğulları için gerekli olan emir ve yasaklar nakşedilecekti

Hz. Musa (A.S.) milletinden kırk gün ayrı kalacaktı

Yolculuk için gerekli hazırlıklarını tamamladı Hz. Musa (A.S.)

Sonra kardeşi Hz. Harun (A.S.) şu öğütleri verdi Hz. Musa (A.S.)

Ben dönünceye kadar milletime sahip çık

Doğru yolu bırakıp, sapıtıp azmasınlar dedi ve yola çıktı Hz. Musa (A.S.)

Hz. Musa (A.S.) ilahi levhalarla tur dağına çıktı

Orada sesini duyduğu Allahü Tealayı görmek istedi

Yüce Allaha yalvardı

Yarabbi bana kendini göster dedi Hz. Musa (A.S.)

Cenab-ı hak cevap verdi

Ya Musa sen beni göremezsin dedi

Buna takatin yetmez

Üstünde bulunduğun dağa bir bak dedi

Allahü Teala dağa tecelli edeceğim, nasıl paramparça olacak dedi

Hz. Musa (A.S.) dağa baktı

Ansızın taşlar, topraklar müthiş bir sarsıntıyla dağılıp paramparça oldular

Hz. Musa (A.S.) dehşet içinde haykırarak yere düştü

Gördüğü manzara karşısında dayanamamış bayılmıştı Hz. Musa (A.S.)

Uzun süre öyle kaldı

Sonra yeniden duydu Allahın sözünü

Kalktı ayağa yanında getirdiği levhalar yazılmış yanıbaşında duruyordu

Bu ilahi levhalarda Yüce Rabbimizin emir ve öğütleri vardı

İsrailoğullarının nasıl namaz kılacakları

Birbirlerine nasıl davranacakları

Hastalarını nasıl tedavi edecekleri

Nasıl savaşacakları

Ayrıca bilmeleri gereken bütün bilgiler bildiriliyordu bu ilahi levhalarda

Hz. Musa (A.S.) ilahi levhaları yanına alarak tur dağından indi

Ve kavminin yanına gelince şaşırdı kaldı

İsrailoğulları yüce Allahı bırakmış altın bir buzağıya tapıyorlardı

İsrailoğullarının altın bir buzağıya tapmaları Hz. Musa (A.S.) çılgına çevirdi

Kardeşi Hz. Harun (A.S.) yakasına yapıştı

Sonra Hz. Harun (A.S.) sakalından tutarak

Ya Harun neler görüyorum

Milletimizi bu buzağıya tapmalarını niye men etmedin

Hz. Harun (A.S.) ağlayarak başladı anlatmaya

Ya Musa (A.S.) sevgili kardeşim dinle dedi Hz. Harun (A.S.)

Ben bu buzağıya tapmayın deseydim

Bir kısmı bana inancak

Bir kısmı inkar edecekti beni

O zaman iki ayrı grup olacaktı

Bu iki grup birbirini boğazlayacaktı

Döndüğünde milleti böyle görünce

Daha çok kızarsın diye korktum dedi Hz. Harun (A.S.)

Ya Harun bu buzağıyı nerden getirdiler dedi Hz. Musa (A.S.)

Samiri adında bir adam var onun marifeti dedi Hz. Harun (A.S.)

Hz. Musa (A.S.) samiriyi yanına çağırdı

Sordu ya samiri bu buzağıyı nasıl yaptın

Samiri sırıtarak cevap verdi

Halkta çok sayıda altın vardı

Onları topladım ve erittim, buzağı şekli verdim

Sonra bir gün cebrail (A.S.) insan suretinde geziyor gördüm

Koşup onun yürüdüğü topraktan bir avuç aldım

Yaptığım altın buzağının üzerine o toprağı serptim

Bunun üzerine altın buzağı canlı gibi böğürmeye başladı

Halk bunu duyunca haşa Allahımız budur diye tapınmaya başladı

Ya samiriAllah san şiddetle azap edecektir

Senin yüzünden bu insanlar korkunç bir günaha düştü dedi Hz. Musa

Hz. Musa kavmini başına topladı

İlahi levhada yazılı olanları kavmine okudu

Allahın emirlerini gereğince

Onların işlerini düzenlemeye koyuldu

Daha sonra oradan kalkıp filistine doğru yola çıktılar

Hz. Musa (A.S.) kavmine savaşmayı öğretmek için bölüklere ayırdı

Filistinliler puta tapan isyankar bir kavimdi

Yüce Allah Hz. Musa (A.S.) ve kavmine filistinlilerle savaşmasını emretti

Bu düşüncesini israiloğullarına bildirince şaşırıp bağırdılar

Ne demek istiyorsun ya Hz. Musa (A.S.) dediler

Bizi mükemmel olan mısırdan çıkardın, çöllere düşürdün

Şimdi filistinlilerle savaşmamızı istiyorsun

Hayır filistinlilerle savaşmayı kabul etmiyoruz dedi israiloğulları

Bu konuşma devam ederken

Yüce Allah gazaba gelmişti

Ansızın bir dev kaya yerden kopup havaya yükseldi

Nankör yahudilerin başları üzerine gelip durdu

İsrailoğulları dehşetle irkildiler, bağırdılar

O kaya düşecek olsa, hepsi yok olacaktı

Ya Hz. Musa (A.S.) diye yalvardılar bizi kurtar dediler

Rabbine dua et Hz. Musa (A.S.)

Söz veriyoruz filistinlilerle savaşacağız dediler İsrailoğulları

Bundan sonra emrinden ayrılmayacağız diye söz verdiler Hz. Musa (A.S.)

Hz. Musa (A.S.) dua etti o büyük kaya başları üzerinde durdu, düşmedi

İsrailoğulları tehlike geçince sözlerinden geri döndüler

Filistinlilerle savaşmayacağız dediler

Birkaç gün sonra içlerinden biri ölü olarak bulundu

Hz. Musa (A.S.) ulu peygamber sordu kavmine

Bu adamı kim öldürdü ortaya çıksın dedi

Fakat hiç kimse yeniden kıpırdamadı

İsrailoğulları biliyorlardı ki

Allahın emri ğereği adamı suçsuz yere öldüren, idam edilecekti

İslama göre göze, göz çıkarılacak ve diş kırmaya ise diş kırılacaktı

Hz. Musa (A.S.) Allaha yalvardı

Yarabbi kimse suçu üzerine almıyor

Katilin kim olduğunu bildir bana dedi

Cenab-ı Hak şöyle vahyetti Hz. Musa (A.S.)

Bir sığır kesip, derisiyle ölüye vurun dedi Allhaü Teala

O zaman o ceset kendisini kimin öldürdüğünü size söyleyecek dedi

Hz. Musa (A.S.) durumu kavmine iletince

İşi zora koşmaya başladılar

Ya Musa o sığır nasıl bir sığırmış Allah onu bize bildirsin dediler

Allahın emrini iletti Hz. Musa (A.S.)

Bu sığır ne çok yaşlı, ne de pek körpe değil

İkisi ortası bir sığırmış ve rengi sarı renkteymiş dedi

İsrailoğulları Ya Musa bütün inekler birbirine benzer dediler

Nihayet Hz. Musa (A.S.) ve kavmi bu buldular sonunda

Hz. Musa (A.S.) o ineği kesip, derisini öldürülen insanın cesedine vurunca

Ölü dirilip kendisini kimin öldürdüğünü açıkca bildirdi

Bunun üzerine Hz. Musa (A.S.) katili yakaladı

Ve katili islama göre idam ettirdi.

Aradan epeyce zaman geçti

Yahudiler lüzumsuz yere sızlanıyorlardı

Mısırda geldik rahatımız kaçtı

Çöllerde aç, susuz kaldık diyorlardı

Hz. Musa (A.S.) israiloğullarının bu sözleri üzerine şakınlıkla bakıyordu

Yeniden kavmini topladı başına Hz. Musa (A.S.)

Allah filistililerle savaşmamızı istiyor

Artık bu emre uyun diyordu İsrailoğullarına

Korkuyla titrediler bu emre razı olmadılar

Dediler filistinliler çok güçlü biz ölmek istemiyoruz dediler israiloğulları

Hz. Musa (A.S.) kavmini yeniden ikaz etti

Hz. Musa (A.S.) ey israiloğulları dedi Allahın nimetlerini hatırlayın

Oğullarınızı boğazlıyan, sizleri köle gibi çalıştıran

Firavunun şehrinden kurtuldunuz

Allah denizi yarıp size yol açtı

Sonra Allahı inkar edip buzağıya tapıyordunuz, Allah yine sizi affetti

Allah size bıldırcın eti ve kudret helvası ikramında bulundu

Bir kayadan su ihtiyacınız için oniki adet oluk, oluk pınarlar çıkardı

Çölün hararretinden korusun diye buluttan size şemsiyeler yaptı

Artık Allaha itaat edin

Korkmadan filistinlilerle savaşın dedi Hz. Musa (A.S.)

İsrailoğulları Hz. Musa (A.S.) bu ikazını dinlemedi

Hayır savaşmayacağız dediler

Hz. Musa (A.S.) kederleniyor gözlerinden yaşlar akıyordu

Artık kesinlikle anlamıştı Hz. Musa (A.S.)

İsrailoğulları kadir, kıymet bilmez zalim bir topluluktur

Hz. Musa (A.S.) diz çöküp Allaha yalvardı

Yarabbi kardeşim Hz. Harun (A.S.) başkasına söz geçiremiyorum

Artık bizimle bu yoldan çıkmış milletimin arasını ayır

Duamı kabul et Yarabbi dedi Hz. Musa (A.S.)

Allah buyurdu o topraklar kırk yıl haram kılındı onlara

Çöllerde binbir kahır içinde yaşayacaklar

Allah sen o asi millet için üzülme dedi Hz. Musa (A.S.)

Hz. Musa (A.S.) ve Hz. Harun (A.S.) oradan ayrıldılar

Sonra şiddetlibir rüzgar esmeye başladı

Çölün kumunu, toprağını birbirine karıştırdı, müthiş bir rüzgardı bu

İsrailoğullarının barındıkları çadırlar uçuyor, uzakalra savruluyordu

Şimşekler çakmaya, yıldırımlar düşmeye

Korkunç bir yağmur, yağmaya başladı

Sonra ortalık zifiri karanlığa büründü

Göz gözü görmüyordu

Nankör israiloğulları panik içinde sağa, sola koşuyorlardı

Ayrıca bağırıp, çağırıyorlardı

Bu afetler günlerce devam etti

Yahudiler çil yavrusu gibi dağıldılar çöle

Yüce Allahın verdiği nimetlere nankörlük eden bu millete

Hak ettiği cezayı vermişti, hepsi öldüler

İsrailoğulları Allahın azabını buldu

İmansız kavime bu son oldu